Okur Mektupları – Ocak 2016 – Gazete Nisan

Okur Mektupları – Ocak 2016

Büro: Düşüncede olduğu kadar eylemde de birlik olunmalı!

Merhaba, ben 8 yıla yakın süredir genellikle inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışmış bir işçiyim. Son 1 yıla yakın süredir ise hukuk bürosunda icra takip memurluğu yapmaktaydım. Yaptığım iş telefonda tahsilat yapmak ve icra dosyalarının takibini sağlamak. Yani banka kredisi ya da kredi kartı kullanmış fakat borcunu ödeyememiş borçluların hukuki süreçlerinde onları telefonla arayarak borçlarını ödetmeye çalışmaktayım.İşyerinde aylık olarak tahsilat hedefleri verilir ve bu hedefleri tutturman karşılığında primle mükâfatlandırılacağın söylenir bu tarz işlerde. Ancak hedefi tutturup tahsilatını yaptığında durumun hiç de söylendiği gibi olmadığını anladım. Prim zamanı geldiğinde çeşitli bahanelerle ya prim verilmiyor ya da eksik veriliyordu. Nedenini öğrenmek istediğimde prim vermenin patronun inisiyatifi doğrultusunda olduğu ve ancak patronun, istediği kişilere verebileceği söylendi. Yani verilen hedeflerin tutturulması pek de önemli değildi prim için, çünkü hedefi tutturan kişilere prim vermemek için, borçlularla yaptığı telefon görüşmelerinden tutun da işe gelme saatlerine kadar geniş çapta yapılan araştırmalarda kendilerince öyle bahaneler, öyle nedenler bulunuyordu ki hakkınızı istemeye utanır hale getiriliyorsunuz tabiri caizse.

Bu durumla çok kez karşılaştım, kendimce bu yapılan şeyin haksız olduğunu, bunun biz işçileri çok yıprattığını anlatmaya çalıştıysam da sesimi duyuramadım patrona. Tek başımıza patronların gözünde kolay lokmaydık, dinlemeye tenezzül bile edilmezdi. Zaten biraz sesin çıksa seni çok kolay bir şekilde işten atabiliyorlar, en yakın örneği ise benim.

Çalıştığım hukuk bürosunda 12 kişiydik. Her ay patronun isteğiyle toplantılar yapılırdı. Gene böyle bir toplantıda patron bizlerden tahsilatımızı arttırmamızı ve gün içinde daha fazla arama yapmamızı istedi. Çünkü patronluk doğası gereği daha fazla para kazanmak istiyordu. Sürekli olarak hep o bizlerden bir şey istiyordu. Bizim isteklerimiz ise öteneliyor, duymazlığa veriliyordu.

Ben de işçi olarak söz aldım ve dedim ki; “bütün olumsuzluklarda hep biz çalışanları günah keçisi olarak ilan ediyorsunuz ama çalışma şartlarından, prim belirsizliğinden hiç bahsetmiyorsunuz” dedim. “Ben 1 yıla yakın süredir sizle çalışıyorum ve bir kere bile hak ettiğim prim miktarını tam olarak vermediniz. Bunun yanı sıra oturduğumuz sandalyelerde hasar var, belimiz ağrıyor. Size de mail attık, rahat çalışamıyoruz, belimiz ağrıyor, sandalyeler değiştirilsin diye ama sizden olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi” dedim. “Bunları biz çalışanlara sağlayamıyorsunuz ama bizden hep daha fazlasını, daha iyisini istiyorsunuz” dedim.

Bir toplantı düşünün çalışanlar için yapılan ama çalışanların neredeyse hiç konuşmadığı, hep patronun isteklerinin dillendirildiği bir toplantı. Bu toplantıda işçi olarak benim, patronu ve uyguladığı psikolojik baskıyı, taleplerimizin karşılanmamasını eleştirmem ortamda soğuk bir havaya neden oldu. Mesai arkadaşlarım konuşmamı olumlu karşıladılar, ancak bunu söz ile değil de; yüzlerinde oluşan tebessümle hissettirdiler bana. Patronun ise bana dediği tek şey; “senin sesin bu sıralar çok çıkıyor!” oldu ve toplantı sonlandırıldı. Mesai arkadaşlarım yanıma gelip çok güzel konuştun dediler, beni desteklediklerini söylediler ama bu sadece gönülden destekti.

Sonra ne mi oldu? Ekip liderimiz benle birebir toplantı yaptı ve ay sonuna kadar yeni bir iş bakmamı ya da hemen şimdi istifa etmemin iyi olacağını söyledi. Bunu bana söylerken benim için yapabileceği hiçbir şeyinin olmadığını yüzündeki çaresiz ifadesinden anladım. Ben de istifamı hazırladım ve insan kaynaklarına sundum. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki kimse anlam veremedi. İstifa kararımı duyan çalışma arkadaşlarım çok üzüldü, sarıldık, vedalaştık, ayrılmak zor geldi…

Düşünsenize aylardır sabah 9’dan akşam 7’ye kadar aynı ortamı, aynı zorlukları paylaştığınız kişilerden ansızın ayrılmak zorunda kalıyorsunuz. Ben belki hemen istifa etmeseydim, belki gayret etseydim, örgütlenebilseydim, patron da bana bu açık tehdidi yapamazdı. Yapsa bile kitle olarak hareket edilebilseydik, dayanışma olsaydı, vız gelirdi bize bunlar. Taleplerimizi de kabul ettirirdik, çünkü birlikten güç doğar. Ama olmadı. Erken karar verdim, istifa kararımı kimseye söylemeden aldım.

Sonuç olarak işsiz kaldım. Haklı taleplerimi dile getirdiğim için ve bunu işçi arkadaşlarıma duyurduğum için sesimin çok çıktığı söylenerek istifaya zorlandım. Yaşadıklarım bana şunu öğretti ki; bir yerde bir haksızlık görüyorsan tek başına düzeltmeye kalkmamalısın. Yoksa seni harcamaları çok kolay oluyor. Haksızlıklar karşısında harekette birlik olmazsa, fikirdeki birlik faydasızmış bunu öğrendim.

İşten atılmış bir İşçi

Tekstil: Çağlayan’da çalışma koşulları ağırlaşıyor

Merhaba,

Ben bir tekstil atölyesinde sekiz yıldır çalışıyorum. Ne yemek ne de servis var. Haftada eli altı saat çalışıyoruz. On dört çalışan işçi var. İşyerimiz Çağlayan’da. Son dört yıldır Çağlayan’da tekstil atölyeleri ya kapanıyor ya da batıyorlar. Geçtiğimiz Kasım ayında bizim atölyeyi de kapatmayı düşünüyorlardı. Kapatma nedenleri zarar etmeleri değildi, fasona vermekti ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Bizim gömlek modeli zor dikildiği için atölyelerin yerini tutmadı, tabi ki şimdilik. Tekstil sektörünü özellikle Rusya ile yaşanan kriz ve dövizin yükselmesi sebebiyle çok daha zor günler bizi bekliyor diye düşünüyorum.

Bir İşçi

Turizm: Belirsiz çalışma süreleri en önemli sorunumuz

Merhaba İşçi Cephesi,

Ben apart otelde çalışan bir turizm işçisiyim. 50­60 daireye 4 temizlik işçisi bakıyoruz. Yazın işlerin yoğun olduğu zamanlarda iş yükü çok ağır oluyor. Bunun yanında sürekli işten atılma tehdidi ile karşılaşıyoruz. Seçim zamanı ”siyasi belirsizlik” bahanesi ile bu tehdide maruz kalırken şimdi de ekonomik kriz bahane ediliyor. Patron temizlik işleri için genelde Orta Asyalı göçmen işçileri tercih ediyor. Sigortasız çalıştırıp işçi maliyetini düşürmenin hesabını yapıyor.

Birlikte çalıştığımız bir Türkmen işçi daha önce Balıkesir’de otelde çalıştığını ve 6 ay para alamadığını anlattı. Sonunda işi bırakıp İstanbul’a gelmeye karar verince patron insafa gelip, yol parasını vermiş.

Belirsiz çalışma süreleri en önemli sorunumuz. 09.00-­18.00 çalışma süremiz, fakat çoğu kez çalışma süremiz bunun çok üstünde oluyor. İşlerin azaldığı kış aylarında patron, bizi temizlemek zorunda olmadığımız evlere temizliğe gönderip, üstümüzden günlük para kazanıyor. Bunun yanında psikolojik baskıya da maruz kalıyoruz. İşler tıkırında iken yüzümüze gülen patron kışın işler azalıp karında azalma olunca sürekli sorun çıkartan birine dönüşüyor.

Aslında bütün işçiler patronun zarar etmediğini biliyoruz, sırf yaz kadar kar etmediği için, bütün bu sorunları çıkardığını biliyoruz. Biz turizm işçilerinin her kış aylarında maruz kaldığımız şeylerdir bunlar. Bu uygulamalara karşı birlik olup bizi temsil eden sendikalara girip, patronlara karşı yalnız olmadığımızı göstermemiz gerekiyor.

Bir İşçi