“NO” filminden yola çıkarak referanduma gitmek

Referanduma doğru ilerlediğimiz şu günlerde “Hayır” çatısı altında birleşen pek çok yapı özellikle sosyal medya üzerinden yönetmenliğini Pablo Larrain’in üstlendiği 2013 yapımı “NO” adlı filmi paylaşıyor. Bizler de Zırhlı Tren ekibi olarak yeni sayımızda bu film üzerine bir metin kaleme almaya karar verdik. Çünkü gerek konusu gerekse replikleriyle film bizleri içerisinden geçmekte olduğumuz sürece dair bir takım analizler yapmaya sevk ediyor.  1988 referandumu konu olan bu filmin başlangıcında,  Şili’nin içinden geçmekte olduğu sürecin arka planı veriliyor.

 “1973’te Şili Silahlı Kuvvetleri, Başkan Salvador Allende’ye karşı darbe düzenler ve general Augusto  Pinochet hükümetin kontrolünü ele alır. Diktatörlüğünün 15’inci yılında Pinochet rejimi yasallaştırması için yapılan uluslararası baskılara maruz kalır. 1988 Temmuz’unda hükümet referandum kararı alır. Halk Pinochet’in 8 yıl daha iktidarda kalması için EVET ya da HAYIR oyu verecektir. Seçim kampanyası 27 gün sürecek ve televizyondan her gün 15 dakika EVET, 15 dakika HAYIR propagandası yapılacaktır.
Muhalefet bu fırsatı değerlendirip, Rene Saavedra’nın yönettiği “Hayır” odaklı bir reklam kampanyası başlatılıyor. “NO” adlı bu film, televizyon üzerinden yapılan “Evet” ve “Hayır” propagandalarının 27 gün  boyunca hangi süreçlerden geçtiği üzerine yoğunlaşıyor.

Bize neden “Evet” diyeceğinizi söyler misiniz? 

Durumum iyi, oğlum üniversitede, kızımın bir işi var.

– Peki ya ölümlere, işkence görenlere, kaybolanlara ne diyorsunuz?

– Umursamıyorum diyemem ama bunlar geçmişte kaldı. Artık demokrasi yolunda ilerliyoruz. Artık demokrasi geldiği için fikrimizi özgürce söyleyebileceğiz.

– Demokrasi, işte sorun burada. İhtiyar (General Pinochet) demokrasiyi sahiplenmiş, kendine mal ediyor.

“Size demokrasi vaad ediyoruz”, “Bizler demokrasinin tanımını yeniden yaptık” gibi söylemleriyle Erdoğan’ın da demokrasiyi kendine mal ettiğini, sahiplendiğini söylemek mümkün. Peki “Erdoğan’ın demokrasisi” bu zamana kadar hangi sınıfa, neler sundu? Hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda hareket etti? Ve tabi hangi sınıfa hizmet ettiği için bu zamana kadar ayakta kalabildi?

Dilerseniz tüm bu soruları iktidara geldikleri tarihten bu yana almış oldukları kararları ve yürüttükleri faaliyetleri gözden geçirerek cevaplayalım. AKP hükümeti  bu vakte kadar takınmış olduğu demokrasi maskesi ile yalnızca ve yalnızca burjuvazinin ihtiyaçlarını karşıladı. İktidara tarihten bu yana “Hizmette sınır yok” şiarı ile burjuvaziye hizmette sınır tanımadığını kanıtladı ve elde ettiği gücü de bu hizmeti sürdürmek ve hayatta kalmak için kullandı. Dolayısıyla “Erdoğan demokrasisi” biz gençlere, işçi ve emekçi yığınlara borçlardan,işsizlikten, yoksulluktan, iş cinayetlerinden ve geleceksizlikten başka bir şey sunmadı ve sunmayacak da.

Tam bir kaos olacak, kedi köpek gibi birbirlerini yiyecekler.

Bu söz, Diktatör Pinochet yanlılarının “Evet” reklam kampanyasının nasıl örüleceği üzerine yapmış oldukları toplantıda muhalefetin alacağı tutum üzerine sarf ettikleri sözlerden bir tanesi. Beklentileri, muhalefetin kendi içerisinde bir birlik oluşturamayacağı ve çeşitli tartışmalara boğulup bir bütün olarak harekete geçemeyekleri yönünde. İçerisinden geçmekte olduğumuz sürece yönelik ise Saray rejiminin Türkiye’deki muhalifler ile ilgili olarak benzer beklentilere sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fakat bu beklentileri karşılamak yahut tarihin derinliklerine gömmek bizim elimizde.

Dolayısıyla bu süreç içerisinde yalnızca Saray’ın ihtiyaçlarını karşılamak üzere getirilmeye çalışılan, bizlere hiçbir şekilde söz hakkı  tanımayan ve biz gençleri geleceksizliğe mahkum eden başkanlık rejimine “HAYIR” diyebilmek için emek ve sınıf eksenli en geniş kampanyaları örmeliyiz. Geldiğimiz akımlar ne kadar farklı olursa olsun sınıfın çıkarlarını merkeze almış bir program etrafında bir araya gelmeli ve kitleselleşmeliyiz. Aksi halde her türlü baskı ve şiddet ile en temel hak ve özgürlüklerimizin yağmalanacağı bir “gelecek” bizleri bekliyor.

Sizler herhangi birinin zengin olabileceği bir sistem yarattınız. Dikkat edin herhangi biri diyorum herkes demiyorum. Eğer herkes o herhangi biri olmaya oynuyorsa kaybetmezsiniz.

İşte şu anda bütün vahşiliğiyle içerisinde bulunduğumuz kapitalist düzenin bir tanımı. Bizler bir yandan lüks bir eve, arabaya, milyon liralık bir şirkete sahip olabilmeye yönelik hayaller kurmaya teşvik edilirken bir yandan da insanlık dışı koşullarda yaşamaya mecbur bırakılıyoruz. Ne yazık ki bizden istenen bu hayalleri kurmaya devam ettiğimiz ve bu koşullarda yaşamaya bir dur demediğimiz müddetçe de kaybetmeye mahkumuz. Çünkü ancak ve ancak sömürünün olmadığı daha eşit ve adil bir düzenin gelmesi ile insanca yaşamamız dolayısıyla kazanmamız mümkün. Her ne kadar bu düzen ne referandumla ne de olası bir seçimle gelmeyecek olsa en temel hak ve özgürlüklerimizi her türlü saldırıya karşı savunmaya mecburuz. Getirilmek istenen yeni anayasa ve başkanlık rejiminin de böylesi bir saldırı olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla vereceğimiz “HAYIR” kararı sorunlarımızın nihai bir çözümü olmayacak fakat geçmişte çok büyük mücadeleler vererek elde ettiğimiz hak ve özgürlüklerimizi koruyabilmemiz yolunda bir adım atmış olacağız, ve tabii bundan sonrası için mevzilerimizi adım adım ileriye taşımak yahut kendi yağımızda kavrulmak yine bizim elimizde.