Katalonya: İşçiler bağımsızlığa hayır dedi

21 Aralık Katalonya otonom bölge parlamento seçimlerinde dikkatler bağımsızlık yanlıları ile karşıtları arasındaki güç mücadelesinin nasıl bir sonuç vereceği üzerinde yoğunlaşmıştı. Sonuçlar tuhaf bir şekilde iki tarafı da sevindirdi: Parlamento çoğunluğunu bağımsız yanlısı partiler kazandı. Katalan burjuva sağ bağımsızlıkçı Katalonya için Birlikte (JxCat) partisi, sosyal demokrat Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) ve sol oluşum Halk Birliği Adayları (CUP) birlikte 70 vekillik kazanarak 2 oyla meclis çoğunluğunu ele geçirdiler. Buna karşılık bağımsızlık karşıtı ve başından beri Katalonya’nın özerkliğinin kaldırılmasını isteyen sağcı Yurttaşlar (C’s) partisi tek başına 37 vekil çıkartarak en fazla oy alan parti oldu. Her iki taraf için de “mağlup sayılır bu yolda galip gelen” durumu söz konusu.

Monarşiye darbe

Bağımsızlıkçı partilerin çoğunluğu sağlamaları elbette çok önemli. İspanyol finans kapitalinin rejimi Monarşi, sadece Katalonya’nın kendi kaderini tayin etmesine şiddetle karşı çıkmakla kalmıyor. Hükümetteki sağcı Halk Partisi (PP), sosyalistlerin de (PSOE) desteğiyle, tüm bağımsızlık yanlılarına karşı bir haçlı seferi düzenlemiş durumda. Katalan liderler hapiste, kimisi sürgünde, yüzlerce seçilmiş hakkında da ayaklanmaya teşebbüs iddiasıyla kovuşturma açılmış halde. Bu baskılara rağmen seçimlerde kazanılan üstünlük bağımsızlıkçı hareketin yenilmediğine, Monarşiye açıktan meydan okumaya devam ettiğine işaret etmiş oldu. Bu anlamda Madrid rejiminin krizi devam ediyor.

Ama bu noktadaki sorun şu: Seçilen bağımsızlıkçı vekiller arasında şu anda Belçika’da sürgünde olan eski otonom bölge başkanı Puigdemont de var.  İspanya’ya dönmesi halinde derhal tutuklanacak ve dolayısıyla ne parlamentoda oy kullanabilecek ne de tekrar başkan seçilebilecek. ERC’nin lideri Junqueras ve seçilmiş bazı başka bağımsızlık yanlıları da tutuklu durumda. Onlar da parlamentoya gelemeyecek. Dolayısıyla da sağcı ve merkeziyetçi C’s partisi sosyalistlerin de desteğiyle parlamentoda çoğunluk oluşturabilecek.

Zaten İspanya başbakanı Rajoy, “seçimleri Bayan Arrimadas (C’s lideri) kazanmıştır, muhatabım odur” diye açıklama yaparak niyetini çoktan belli etti. Katalan parlamentosunu tekrar bağımsızlıkçı çoğunluğa teslim etmek istemiyor. Katalan burjuva demokratları bu tutumun “halk iradesine karşı” olduğunu leri sürüyorlar, ama bu sav da İspanyol finans kapitalinin gücü karşısında hayal olmanın ötesine geçemiyor. Madrid hükümeti, gerektiğinde Katalonya’nın özerkliğini tekrar elinden alabileceğini çok açık ifade ediyor. Parlamenter yolla bağımsızlığa ulaşmanın ne yazık ki saf bir rüya olduğu bir kez daha kanıtlanmış surumda. Monarşi yaralanmış bir kurt gibi yeniden saldırmaya hazırlanıyor.

Ya işçi sınıfı?

İşte asıl büyük sorun burada. Bağımsızlıkçı partilerin oylarının çoğunu kırsal ve taşra kesimleri ile büyük kentlerin küçük burjuvalarından toplamalarına karşılık, sağcı C’s partisi esas olarak sanayi merkezlerinde kazanarak birinci parti durumuna ulaştı. Yani ağırlıklı olarak iç göç ürünü, Katalancadan ziyade İspanyolca konuşan yüz binlerce işçi bağımsızlık karşıtı tutumlarını sağcı partiyi destekleyerek gösterdiler. Bu, “ilerici ve demokrat” iddialı bağımsızlık hareketi için gerçek bir başarısızlık, hatta bir yenilgi.

Bağımsızlıkçı hareket bugüne değin düzenlediği seferberlikleri hep “Katalonya İspanya değildir” şiarı etrafında odaklamışlardı. Ve bu kuru ulusalcı slogan, asıl ücretleri, işleri ve sosyal hakları tehlikede ve aşınmakta olan işçiler için hiçbir anlam ifade etmiyordu. Kaldı ki, bağımsızlığın başını çekmiş olanlar, kendileri üzerinde ve hatta Madrid ile işbirliği içinde en vahşi neoliberal politikaları uygulayan partilerdi. Dolayısıyla bağımsızlık onlar için patron değiştirmenin ötesine geçmeyecekti. Elde olanı korumayı tercih ederek inandırıcı seçenek olarak gördükleri partiyi desteklemekle bağımsızlıkçıları cezalandırdılar.

Katalan devrimci sosyalistler (başta kardeş partimiz Enternasyonalist Mücadele olmak üzere), bağımsızlık mücadelesinin sosyal devrimci bir içerik taşımadığı ve işçi sınıfını bu program etrafında toplamadığı sürece başarısızlığa uğrayacağını ikaz edegelmişti. Bu amaçla farklı sol kesimlerden oluşan CUP içinde, işçi sınıfının eksen alınması ve kendi kaderini tayin hakkının sosyal devrim programıyla birleştirilmesi doğrultusunda mücadele etmişti. Ne var ki CUP bu değişimi gerçekleştiremedi ve nitekim vekil sayısı 10’dan 4’e geriledi. Bu arada Barcelona’nın “Kızıl Kuşak” olarak anılan sanayi semtleri sağcı partinin portakal rengini aldı.

Olasılıklar

Katalonya’daki bağımsızlık taraftarları ile karşıtları arasında politik açıdan bir “pat” durumu olsa da, Madrid hükümetinin baskısı bağımsızlıkçı liderlerin parlamentoya dönebilmelerini engelleyecektir. Öte yandan, İspanyol hükümeti, Katalan otonomisini iptal ettikten sonra yaygınlaşan “Cumhuriyeti Savunma Komiteleri” hakkında da “isyana hazırlık” suçuyla kovuşturma başlatıyor. Buna karşılık bu komiteler de seçimler sonrasında “bağımsızlık sürecini sokaklarda geliştirmek” amacıyla çağırılarda bulundular. Yani kitle seferberlikleri ile Monarşinin güvenlik güçleri arasında yeni çatışmalar söz konusu olacak.

Ama bu seferberlikler eskisi gibi sadece küçük burjuva kesimlerin hareketlenmesiyle sınırlı kalacak olursa, bu kez burjuvazi bağımsızlık karşıtı işçi kesimleri onların üzerine sürmeye yönelebilecektir. Patronlar kitleleri bölüp işçi sınıfını yanlarına daha da fazla çekebilmek için eşsiz bir fırsat bulmuş olacaklardır. Bu oyunu bozabilecek olan ise sadece devrimci sosyalistler ve ileri işçilerdir.

Bağımsızlık hareketi, işçi emekçi hükümetiyle neticelenecek bir sosyal devrim programı etrafında gelişmediği, proletaryanın çoğunluğu tarafından desteklenmediği ve Monarşi rejimine karşı tüm İspanya emekçileriyle ilişkilenmediği sürece yenilgiye mahkum olacaktır. Katalan bağımsızlıkçı hareketinin devrimci liderlerinin bu gerçeği görmelerini, tüm dünyadaki ezilmiş halkların ulusalcı önderlerinin Katalonya deneyiminden gerekli dersleri çıkarmalarını umuyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.