Suriye’de siyasi çözüm

Birçoğu Rusya kaynaklı olan çeşitli “söylentilere” rağmen Suriye’de rejim sorununun çözümü yolunda henüz gerçek bir adım atılmış değil. Oysa çatışmanın asıl dinamiği ve ortaya çıkış nedeni, sonradan aldığı biçimler, harekete geçirdiği uluslararası dinamikler ne olursa olsun Suriye’deki rejim sorunudur.

Konunun bu yönü, iç savaşın biçimsel olarak sonlandırılmasından çok daha zor ve karmaşıktır. Çünkü diplomatik konuların çok ötesinde ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, toplumsal eşitsizlikleri, ülke içindeki sınıflar mücadelesini ve bunların politik ifadelerini kapsamaktadır. Suriye’deki rejim sorunu, iç yapısı ve dinamikleri açısından sadece Esad ve Baas iktidarının niteliğinden değil, aynı zamanda ona alternatif olarak ortaya çıkan kesimlerin niteliğinden, Suriye’nin yarınına ilişkin düşünce, hesap ve faaliyetlerinden de kaynaklanmaktadır. Suriye’nin rejiminin, daha sonra sembolik olarak kaldırılsa da onlarca yıllık bir olağanüstü hale ve hemen her şeyin yasak edildiği hırsız-polis neo- liberalizmine dayalı hanedanlık rejimi olduğu üzerine defalarca yazmıştık, tekrar etmeyelim. Bu rejimin, savaşı kazanmış görünen iktidardaki güçler tarafından, bir ölçüde makyajlansa da temelleri muhafaza edilerek sürdürülmek isteneceği açıktır. Fakat rejimin kendini aynı biçimde sürdürmesi çok zordur. Muhtemeldir ki rejimi kurtarmayı başaran Rusya’nın, hatta İran’ın yeni dönemde bazı “reform” talepleri olacaktır. Buna Baas içinden gelecek reform taleplerini, iç hesaplaşma hamlelerini, muhtemel saray darbelerini de ekleyebiliriz. Ayrıca halktan, muhalif ve muvafık çeşitli siyasi gruplardan ve özellikle Şam’daki muhalefetten de siyasi demokrasi yönünde talepler ve basınçlar gelecektir. Rejimin eski usul devamının o kadar kolay olmayacağı; en azından bazı “demokratik tavizlerin” verileceği, bazı siyasi paylaşımlara gidileceği bellidir. Esad’ın durumu meselesine gelince; son günlerde “başarısının” sağladığı özgüvenle bir takım güç gösterilerine girişen “Başkan”ın gideceğine dair bir emare yoktur. Zaten gidecekse bile bunun zamana yayılması ve bir takım uzlaşma mekanizmaları yoluyla gerçekleşmesi, istenmeyen bir çöküşün yaşanmaması açısından gereklidir. Suriye devrimini tasfiye eden uluslararası karşı devrim cephesinin “Batılı” kanadı da dahil soruna müdahil hiçbir gücün gündeminin ilk sırasında “Esad’ın gitmesi” gibi bir madde yoktur.

Selefi-cihatçı muhalefet

Muhalefetin silahlı selefi-cihatçı “ana akımının” hedefi ise, işlerin yolunda gittiği dönemde şer’i esaslara dayalı bir rejimdi. Mesela radikal-selefi İslamcıların bir çatı örgütü olarak kurdukları Suriye İslam Cephesi (Fetih Ordusu) kendini, programını, başta Halep ve İdlip olmak üzere elinde tuttuğu bölgelerde uyguladığı rejimi ve hayalindeki Suriye’yi şu şekilde tanımlıyordu: “Esad rejimini yıkmayı, yasallığın ve birey ile devletin tasarruflarını düzenleme anlamında hâkimiyetin tek başına yüce Allah’ta olduğu İslam devleti kurmayı hedefleyen bağımsız siyasi, askeri, sosyal bir cephe.

Bu kesimin, en azından yerli unsurlarının, bir uzlaşma sağlanması durumunda Suriye’nin yeni siyasi yapısı içinde nasıl ve hangi ölçüde yer alacağı (böyle bir durumda epeyce bir ayrışma yaşayacakları açık), siyasi olarak hangi koşulları ileri sürecekleri, “Esad” şartından vazgeçip geçmeyecekleri (başlıca ayrışma konusu olabilir), eğer o aşamaya gelinebilirse, rejim tartışmalarının en önemli ayaklarından biri olacaktır.  Ancak İslamcıların bu süreci tek parça tamamlamaları imkânsız gibidir. İçlerinden bir bölümü, o dönemde güçlü bir İslamcı alternatifin varlığına bağlı olarak imkânlar ölçüsünde (içeride veya dışarıda) “radikalizme” devam ederken, bir başka bölümü de çeşitli tavizler veya dış baskılar sonucu rejimle uzlaşma yoluna gidecektir; elbette kendilerine “yeni imkânlar” sağlanmaması veya iyi kötü bir barışın sağlanması halinde…

Demokratik gericilik

Suriye’nin geleceği açısından diğer bir alternatif, ABD ve Batı’nın, eğer yeterince güçlü bir “ılımlı İslamcı” ve seküler muhalefet alternatifi bulabilselerdi ısrarla önerecekleri “Esadsız” bir “demokratik gericilik” rejimiydi (bu öneri elbette “prensip” açısından her zaman geçerlidir!). Ama olmadı; sürecin en hareketli döneminde aranan şartlara uygun sayılabilecek muhalif unsurların güvenilmezliği veya durumlarının perişanlığı, ABD’yi Irak tecrübesinin de etkisiyle (söylem olarak) “Esadsız” ama bütün devlet kurumlarının muhafaza edildiği Baaslı bir çözüme yöneltti.  İşler yolunda gidip bu alternatif güçlü bir karşılık ve iktidar imkânı bulsaydı, Esad sonrası dönemde kurulacak koalisyonun, bileşimi itibariyle ciddi İslami renkleri olacağını, en azından “yasaların İslam şeriatına aykırı olamayacağı” ilkesine bağlı kalacağını söyleyebiliriz.

Ancak sağlanacak anlaşmanın türüne bağlı olarak “demokratik gericilik” yine de geçerli bir alternatiftir; özellikle de Batı’nın ve elbette Rusya’nın bastırması ve onayıyla. Uzlaşan taraflar, orta ve uzun vadede vakit ve nüfuz kazanabilmek amacıyla bu tür bir “demokrasiye” fit olabilirler.  Ancak böyle bir çözüm, çözülmemiş pek çok sorun ve son derece hassas iç ve dış dengeler üzerinde duracağı için muhtemelen kırılgan bir ucubeden başka bir şey olmayacaktır.  Bütün çelişki ve güçsüzlüklerine rağmen böyle bir alternatifin ömrü,  uluslararası dengelere, egemen güçlerin çıkarlarına ne oranda cevap verdiğine, Suriyeli emekçilerin tepkilerine ve yıllar süren iç savaşın halk üzerinde yarattığı korku ve yılgınlığın yol açacağı kabullenmenin derecesine bağlı olacaktır.

Bugün her türlü tehlikeye açık bir ateşkesin sorunlarıyla uğraşılıyor. Bir anayasa taslağı ile ilgili zaman zaman çıkan söylentileri, sekizincisi de çöken Cenevre görüşmelerini saymazsak sıra henüz,  bütün kötü niyetleriyle kendileri hayrına bir “gelecek” inşa etmeye çalışan güçler arasındaki rejim tartışmasına gelmedi. Elbette bu konuda tarafların hepsi fikir sahibi, ancak dileklerinin gerçekleşmesi, Suriye üzerine pazarlıklara, masa başında kendilerini güçlendirecek askeri hamlelere ve kazanacakları mevzilere bağlı. Kesin olarak söylenecek bir şey varsa o da, Suriye sorununa müdahil olanların hiçbirinin ülkede işçi sınıfını, emekçileri ve ezilenleri özgürleştirecek, onların eşitlik, onur ve insanca bir hayat taleplerini gerçekleştirecek bir demokrasi amacı yoktur.

Kurtuluş…

Neticede, verili koşullarda, işlerin yolunda gitmesi ve söz konusu güçler arasında siyasi bir anlaşmaya varılması halinde ortaya çıkacak “şeyin” burjuva bir ucube olacağını söyleyebiliriz.  Bu ucubenin Suriyeli emekçilere, savaşın sona ermesinin yaratacağı geçici rahatlama dışında toplumsal, ekonomik ve siyasi bir kazanç sağlamayacağı açıktır. Suriyeli emekçilerin, geçmişi 2011’den çok daha öncesine dayanan bir zaman boyunca, neoliberal bir polis rejimi olarak Bonapartist gericilikle İslamcı gericilik arasında sıkıştırılıp hareket edemez hale getirilmesi, onun zaten çok sınırlı olan siyasi, örgütsel gücünü daha da geriletmiştir. Kuvvetle muhtemeldir ki, altı yıllık kanlı bir iç savaşın yol açtığı ciddi bir yılgınlık ve moral bozukluğu söz konusudur. Ortada 2011’den beri bedeli çok ağır bir biçimde ödenen devasa bir devrimci önderlik sorunu vardır. Ancak çok büyük sarsıntılar toplumsal güç dengelerinde ve kitlelerin bilincinde köklü değişikliklerin de yolunu açarlar. Devrimci sosyalistlerin görevi, çatışan burjuva gericiliklerinin dışında devrimci bir alternatifi inşa etmektir. Var olan bütün engellere rağmen görece gelişmiş bir sınıflı toplumda sınıf mücadelesine dayalı devrimci ihtimaller küçümsenemez. Burada hayali birtakım güçlerden söz etmiyoruz. Suriye’deki mücadelenin bağımsız, özgürlükçü ve eşitlikçi bir devrimci kitle hareketi niteliği taşıdığı dönemde hareketin içinde demokrasi, özgürlük ve onurlu bir yaşam talebiyle yer alan her dinden, her mezhepten emekçilerin bu taleplerinden vazgeçmeleri mümkün değildir. Bunların bir bölümü varlıklarını İslamcıların hâkimiyetleri altındaki bölgelerde, onlarla da mücadele ederek ve yıkıntılar arasındaki hayat üçgenlerinde sürdürmüş; bir başka bölümü ise emperyalizmin müdahalesinin, dış destekli burjuva muhalefetin politikalarının ve selefi İslamcıların niyet ve usullerinin yarattığı korku ve endişeler nedeniyle geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Suriyeli emekçiler için gerçek bir kurtuluşun temeli bu güçlerin tekrar bir araya gelmesiyle atılacaktır. Resmi ve gayrı resmi her türden silahlı gericiliğin, emperyalizmin, yayılmacılığın, bölge gericiliklerinin, uluslararası cihat organizasyonlarının ve burjuvazinin elbirliğiyle yıkıma uğrattıkları bir ülke ancak emekçilerin birleşik güçleriyle harekete geçip iktidarı almaları halinde ayağa kalkabilir. Bir ulusun, işçi sınıfı önderliğinde yeniden inşası ancak böyle mümkündür; elbette bu defa bir Ortadoğu Sosyalist Cumhuriyetler Federasyonu hedefiyle…