Geleceğimizin çalınmasına HAYIR!

Haftada 45 saat çalışmak ile 60 saat çalışmak arasında bir fark var mı? Pekiyi okula gitmek için bindiğiniz otobüse veya metroya zam yapılması sizin için fark eder mi? Evinizin bulunduğu sokakta 15 günde bir bomba ihbarı yapılması değişiklik yaratır mı? Dersine gideceğiniz öğretmenin sürgün edildiğini öğrendiğinizde ne olacak? Siz henüz mezun dahi olmamışken, emeklilik yaşınızın 65’in üzerine çıkarılması, sigorta sisteminin de ücretinizin büyük bir çoğunluğuna el koyacak olması sizin için bir değişiklik teşkil eder mi? Soruları çoğaltabiliriz. Önemli olan eğer bahsi geçen karşılaştırmalar arasında hayati bir farklılık olduğunu kabul ediyorsanız, karşılaştırılan durumlar arasındaki açının kapanmasını Başkanlık sisteminin sağlayacığının da bilincinde olmanız. Evet, Saray rejiminin Başkanlık ihtirası bütün yönleriyle gençliğin geleceğinin üzerine bir karabasanın çökmesini öngörüyor.

Türkiye bir yol ayrımına doğru ilerlemekte. Bu yol ayrımının sonucu, ülkenin kendi tarihinin en tayin edici mücadele süreciyle belirlenecek. Parlamenter hilelerle, bombalı saldırılarla, polis şiddetiyle, sürgünlerle ve sayısız başka baskı çeşitleriyle karşılık verilen ve verilecek olan bir mücadele sürecinden söz ediyoruz. Erdoğan’ın başkanlık rejimini tesis etme çabaları ülkeyi adeta kan gölüne çevirdi. Yönetememe krizi ayyuka çıkmış, ülkenin istihbarat birimi her bir saldırıyı sosyal medyadan öğrenir hale gelmiş, ülkenin bakanları meclisteki koltuklarında “gözlerini dinlendirirken” saray rejiminin bıraktığı enkaz günden güne büyüyor. Ancak bütün bunlar bizleri yanıltmasın. Saray rejimi kendisini, OHAL’in dahi sınırlarını aşan bu baskıcı ve gençlik düşmanı yöntemleri kullanmak zorunda hissederken buluyor çünkü açıkcası başka türlü yönetemeyeceklerini, başka yöntemlerle yönetebilme yeteneğine ve prestijine sahip olmadıklarının bilincindeler. Başkanlık sistemi bu yönetim krizini çözemeyecek ancak sadece daha da derinleştirecek.

Başkanlık sistemi Saray rejimi için bir var olma ve yok olma savaşı anlamını taşıyor. Bu da işçiler, emekçiler ve öğrenciler, kısacası Türkiye için yaşamsal bir önem taşıyor. Bu tablonun bu şekilde sürdürülemeyeceği açıktır! Bu karanlık iktidarın işçilere ve gençlere önerdiği geleceğe dur denilmesi, ona engel olunması şarttır. Sahi, Saray’ın önerdiği gelecek nasıl bir gelecektir?

Bu gelecek, bizim üzerinde söz hakkımızın olmayacağı bir gelecektir.

Bu gelecek, Saray rejiminin çıkarları doğrultusunda yok edilecek bir gelecektir.

Bu gelecek, yağmalanması ve talan edilmesi planlanan bir gelecektir.

Bu gelecek, sadece sömürülmek için var olacaktır, bizim yaşamamız için değil.

Bu gelecek, bizi felç edecek ve hayatlarımızı çalacaktır.

Bu gelecek, Saray rejiminin istikbali adına karartılacaktır.

Saray rejiminin iddiası, yaşadığımız sorunların Başkanlık sisteminin tesis edilmesiyle sonlanacağıdır. Yalan! Saray rejimi 15 sene içerisinde 13 bin işçiyi iş cinayetlerinde katlederek sermayeyi besledi. Sendikayı, sigortayı, güvenceli çalışmayı yok etti. Kölelik anlamına gelen kiralık işçiliği yasalaştırdı. Emeklilik ve işsizlik maaşlarına el koydu. Toprağı ve suyu uluslararası firmalara peşkeş çekti. Türkiye’yi en ufak işletmelerine dek özelleştirdi. Öğrenim harçlarına zam yaptı. Üniversiteleri ve liseleri patronların ticari projelerine açtı. Meslek Liselileri ve üniversite öğrencilerimi ucuz iş gücü olarak sermayeye pazarladı. Tacizi ve tecavüzü teşvik etti. Akademiye savaş ilan etti. Grevleri yasakladı. Şehirleri bombaladı. Ücretleri enflasyon karşısında koruyamadı. Dış politikada çuvalladı. Saray rejimi seneler boyunca sadece bir şeyi istikrara kavuşturabildi: Süreklileşmiş yalanlarla makyajlamaya çalıştığı sefaleti.

Türkiye’yi bekleyen yol ayrımında Başkanlık’a HAYIR demek, bu rejimi durdurmak geleceğimizin çalınmasını engellemenin biricik yoludur. Geleceğimizde Saray erbabının çıkarları aracılığıyla şekillenen baskıcı bir düzenin değil, emek eksenli adil ve eşit bir düzenin yer alması için Türkiye gençliği Başkanlık planlarının bütününe HAYIR diyebilmelidir. En basit hak ve özgürlüklerimizi dahi koruyabilmek için, geleceğimizin bize ait olduğunu haykırmak için HAYIR’da birleşebilmeliyiz. Zira bizim geleceğimizin çalınmasına rızamız yok ve olmayacak da!