Bizden olmayana metro da yok, eğitim hakkı da!

Gerek AKP hükümetinin muhtelif sözcüleri, gerek bizzat Cumhurbaşkanının kendisi, bu ara pek bir coşkulu söylemler içindeler yine. Toplumsal kutuplaşmanın dibine vurduğumuz şu zamanlarda en temel haklarımızdan ulaşım ve eğitim haklarımız konusunda da başarılı bir ayrıştırmaya maruz bırakılıyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal katıldığı AKP Arnavutköy olağan kongresinde şu sözleri kullandı: “AKP kurulduğundan bugüne baktığımız zaman Arnavutköy oyu en fazla olan ilçelerimizden birisi. Bizim şu anda birinci önceliğimiz metro. Metroda da birinci önceliğimiz en fazla oy aldığımız yerler olacak inşallah. Arnavutköy’den daha yüksek oy bekliyoruz diyorum”. Salonda büyük bir alkış! Bu şekilde galeyana gelip konuşmak pek olası herhalde, geçen günlerde de Kırşehir Valisi Necati Şentürk emeklilik konuşmasında zülfikarı kuşanınca “Musul’a da gireceğiz, Kudüs’e de gireceğiz inşallah” diyerek tekbir getirmişti. Hizmet sunumunda daha çok oy alınan yerlerin öncelikli olduğunu belirtince toplumun pek çok kesiminden tepki alan Uysal, ardından yaptığı “Sultanbeyli ve Arnavutköy bizim en fazla oy veren ilçelerimiz ama şu ana kadar metro gelmemiş. İnşallah dedim en fazla oy veren ilçelerimiz öncelikli olacak” açıklamasıyla duruma birazcık hizmet ihtiyacı-hizmet sunumu ilişkisi katmaya çalışsa da tabii ki sözünden geri dönmedi. Bu bariz ayrımcılığın herhangi bir izahı olabilir mi diye düşündüm ve İETT’nin temel değerlerine baktım. Şu şekilde açıklanmış: “İETT, hizmet alanlarında hak ve hukuku gözeten, tarafsız bir kuruluştur”. Fakat Uysal’ın açıklamasından sonra metro hatlarının aktarım ücretleri araştırıldığında şu sonuç ortaya çıkıyor: AKP’li Başakşehir’de aktarım ücretsiz, CHP’li Beşiktaş’ta ücretli! Değişik bir tarafsızlık anlayışı gerçekten. Bugünlerde UBER-Sarı taksi tartışmaları, oya göre sunulan toplu ulaşım hizmeti derken belki de en temel talep olması gereken “güvenli, insancıl ve ücretsiz ulaşım hakkı”ndan ise kimse bahsetmiyor maalesef.

OHAL koşullarının devamlılığını sağlamak için büyük bir garanti ve uluslararası arenada söz sahibi olabilmek adına büyük bir koz olarak görülen Afrin harekâtı ise toplumun en hassas damarı, özellikle Erdoğan için. Boğaziçi Üniversitesi’nde harekâtı protesto eden öğrencileri “komünist” ve “vatan haini” ilan eden Erdoğan, protestocuların eşkallerini belirleyerek onlara “bu üniversitede okuma hakkı vermeyeceğiz” diyor. On yıllardır ifade özgürlüğünün göz altılarla ve hak kayıplarıyla sonuçlandığı Türkiye bu vakalara alışık elbette. Yüzde 50 de evde zor tutuluyordu bir zamanlar. Ayrımcı felsefeyle kurgulanmaya çalışılan toplum sadece iyi-kötü, bizden-öteki, siyah-beyaz değil! Biz işçi demokrasisinin bütün renkleriyle buradayız!