Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine neden “dur” demeliyiz?

Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi’ne bağlı 15 şeker fabrikasının özelleştirileceği Resmi Gazete’de ilan edildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Afyon, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat’taki fabrikalar özelleştirilecek. İşçiler özelleştirme kararının fabrikaları kapatma kararı olduğunu; yani işsiz kalacaklarını söylüyorlar. Hükümet, ihaleyi satın alanlara fabrikaları açık tutma zorunluluğu getirileceğini söylüyor, ancak bu doğru değil. Örneğin Tokat’taki TEKEL fabrikası özelleştirildiğinde de aynı sözü veren hükümet, tütün üretmekte olan bu fabrikanın özelleştirildikten sonra kapatılmasına engel olmamıştı. Şeker işçileri TEKEL deneyimini anımsatıyor ve özelleştirme dalgasına karşı mücadele etmeye hazır olduklarını belirtiyorlar.

Bu durum, hükümetin şeker işçilerine dönük ilk saldırısı değil. Aralık 2017’de, yani birkaç ay önce Şeker Kurumu, 696 sayılı OHAL KHK’si ile kapatılmıştı. Bunun sonucunda, nişasta bazlı ucuz ve sağlıksız şeker üretimi yapan fabrikatörlerin önündeki yasal engeller kaldırılmış, dahası bu fabrikatörlerin şekerden elde ettikleri gelirleri yurt dışına çıkarmaları önünde herhangi bir engel kalmamıştı.

Türkiye’de 2017 Eylül-Aralık döneminde gerçekleşen şeker satışı, önceki yılın aynı dönemine göre 450 bin ton daha düşüktü. Bu, şeker piyasası üzerinde bir ekonomik denetim ve kontrol mekanizmasının kurulmak istenmemesinin bir sonucu. Açılan boşluk ise nişasta ve tatlandırıcı gibi yapay ürünlerle kapatılmaya çalışılıyor. Bu ürünler şeker hastalığının başlıca nedeni ve aynı zamanda içlerinde kanser yapıcı maddeler barındırıyorlar.

Hatırlatmakta yarar var ki, şeker işçileri geçtiğimiz Ocak ayı boyunca, kadrolu çalışma hakkı kazanabilmek için bir dizi eylemler gerçekleştirdiler. Özellikle Çorum’daki şeker fabrikaları işçileri, genellikle geçici ve mevsimlik işçi statüsünde çalıştırıldıkları için, taşeron karşıtı bu seferberliğin başını çektiler.

Şeker işçilerinin durumu ortadayken, işçi haklarında ve yaşam koşullarında iyileştirmelere gitmektense işçilerin geçimini sağladıkları fabrikaları özelleştirmek, hükümetin patronla işçi arasındaki mücadelede hangi tarafı tuttuğunu açıkça gösteriyor. Bu sebeple şeker işçisinin yerli ve yabancı patronlardan ve hükümetten bağımsız bir sınıf planına ihtiyacı var. Şeker işçisinin ve çiftçisinin talepleri ve ihtiyaçları düşünüldüğünde, aşağıda ifade edilen maddelerin bir başlangıç olarak tartışılması yararlı olacaktır.

1) Özel ve yabancı sermayenin, özellikle toprak rantı elde etmek için özelleştirme ihalelerine girdiğini ve ardından fabrikaları kapattıklarını biliyoruz. Bu sebeple, 14 şeker fabrikasının işçilerinin işten atmalara, yani özelleştirmelere karşı eylem birliğinin tesis edilmesi acil bir ihtiyaç. Bu noktada fabrikalarda Özelleştirmelere Karşı Eylem Komiteleri oluşturmak ve bunları bir ulusal koordinasyonda birleştirmek yararlı olacaktır.

2) Özelleştirmenin hükümet, bakanlıklar, düzen partileri, yerli ve yabancı sermaye eliyle; kısacası birleşik bir patron cephesi aracılığıyla organize edildiğini anlamak önemli. Bu yüzden şeker işçisinin, kendi sınıf kardeşleri olan işçiler ile emekçilerden başka hiçbir kalıcı müttefiki yoktur. Şeker işçilerinin eylemleri ile özelleştirmelere karşı oluşturabilecekleri komiteleri bu sebeple hükümetten ve patronlardan bağımsız olmalı, onların temsilcilerine kapalı olmalıdır.

3) Bu özelleştirme dalgası sadece işçiyi değil, çiftçiyi de vurmaktadır. Hükümet çiftçilere 5 dönem boyu fabrikaların çalışacağı güvencesi vermektedir. Ancak TEKEL’de hükümet bu sözünü tutmamıştır. Hükümet pancar kotalarını koruyacağını söylemiştir. Ancak Aralık 2017’de kotayı dolduramayan çiftçilere ceza kesilmiş, kotayı aşan çiftçilerin ürünleri ucuza alınmıştır. Bu nedenle çiftçiler işçilerin arkasından gitmeli, onların öncülüğünde özelleştirmelere karşı durmalı, yoksullukla mücadelelerinin bir parçası olmalıdır.