Suriye’de halklara karşı savaş tüm cephelerde şiddetleniyor

Suriye’de savaştan tükenmiş halklar için daha kötüsü olamazmış gibi görünürken, tüm cephelerde saldırılar ve katliamlar şiddetleniyor. Suriye’de bulunan tüm gerici güçler, halkların diktatörlüğün boyunduruğundan kurtulup özgürce yaşamak için yükselttiği seçenekleri yok etmek için bütün çabalarını ortaya koymaktalar. Rejimden emperyalizme, bölgesel güçlerden İslamcılara kadar Suriye’deki tüm gerici güçler, farklı öncelikleri ve çıkarları olmakla birlikte, 2011’de patlak vermiş olan devrimle yeşeren halkların özgürlük ve sosyal adalet özlemlerini kan banyosunda boğmak hedefinde birleşiyorlar.
Kuzeyde, Afrin bölgesinde Erdoğan iktidarının başlattığı operasyon bir ayı geçmiş durumda. Bu operasyon Rusya’dan, ABD’den ve Esad rejiminden alınan icazetle ve bu kesimlere verilen tavizler sayesinde gerçekleştirebildi. Esad güçlerinin diğer bölgelerdeki isyancılara saldırmak için 2012’de bölgeden çekilmesiyle Afrin, özerkliğini kazanan ilk Kürt bölgesiydi ve Suriye’deki savaştan dolayı evlerini terk etmek zorunda olan yüz binlerce kişi o dönemden bu yana görece barışçıl bir bölge olan Afrin’e sığınmıştı. Yani askeri operasyonun Afrin’den kaçmak zorunda olan Suriyelileri evlerine geri döndürebilmek için başlatıldığı iddiasının tersine, Afrin Suriye’nin diğer bölgelerinden kaçan yüz binlerce kişiye ev sahipliği yapmaktaydı.

Öte yandan, Esad rejimi, kontrolü altında bulunmayan ve Astana görüşmelerinde “çatışmasızlık bölgeleri” ilan edilen İdlib ve Şam kırsalındaki Duma ve Doğu Guta mahallerindeki saldırılarını yoğunlaştırdı. Doğu Guta 2013’ten beri rejimin ağır kuşatması altında bulunuyor ve kuşatma altındaki yaklaşık 400 bin kişi rejimin ve müttefiklerinin havadan ve karadan gerçekleşen gündelik saldırıları altında hayatta kalmaya çalışıyor. Bu saldırılar 2017 Kasımından itibaren giderek artarken, 20 Şubat’ta gerçekleşen son zamanların en şiddetli bombardımanında 100’den fazla sivil hayatını kaybetti. Rejim ve müttefiklerinin İdlib ve Hama’daki askeri operasyonları sonucunda Ocak ayında 200 binden fazla kişi İdlib’in Türkiye sınırına yakın bölgelerine kaçmak zorunda kaldı. Üstelik, İdlib, Hama ve Guta’daki halk, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından silahlandırılan Heyet Tahrir El-Şam ve İslam Ordusu gibi bu bölgelerdeki yüzlerce devrimci aktivisti katleden totaliter ve gerici güçlerin askeri hakimiyeti altında yaşamak zorunda.

Halklara dönük bütün bu saldırılar gerici güçlerin karşılıklı onayı ve işbirliğiyle gerçekleşiyor. Esad rejimi Afrin operasyonuna ses çıkarmazken, Erdoğan iktidarı da rejimin bombardımanları karşısında sessizliğini koruyor. Bu uluslararası karşıdevrim cephesi karşısında Suriye’de özgürlük ve sosyal adalet için mücadele eden tüm halkların mücadelelerinin birleştirilmesinden ve bu mücadeleyle uluslararası dayanışmayı örmekten başka çıkar yol bulunmuyor.