Ankara’da “Şeker fabrikaları neden satılmak isteniyor?” paneli gerçekleştirildi

4 Nisan 2018 günü Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu tarafından “Şeker fabrikaları neden satılmak isteniyor?” başlığıyla bir panel gerçekleştirildi. Panelde tarım alanındaki endüstrileşmenin ve özelleştirilmelerin tarihinden bahsedilirken bugünkü özelleştirmeler karşısında nasıl mücadele edebileceğimiz tartışıldı.

Panele şu anda Türkiye’deki 33 şeker fabrikasının 25’inin devlete ait olduğu, diğer 8 fabrikanın 5 tanesini PANKOBİRLİK (Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği)’in aldığı, 25 devlete ait fabrikanın 14’ünün ise ihaleyle satışa çıkacağının bilgileri verilerek başlandı. Çiftçi-Sen Genel Sekreteri olan panelist Ali Bülent Erdem konuşmasına öncelikle şeker pancarının sadece şeker üretiminde değil hayvan yemi, alkol üretiminde de kullanıldığı ve bol bir oksijen kaynağı olduğunu söyleyerek başladı. Tek ürün ekimi, kimyasal ilaç kullanımları ve hibrit tohumlarla endüstriyel tarımın başladığını söyleyen Erdem, Dünya Bankası ve IMF’in 2. Dünya Savaşı sonrası bütün kapitalist ülkelere dayattığı Gümrük Tarifeleri Anlaşması’yla tarımdaki endüstrileşmenin daha da hızlandığını belirtti. Endüstriyel tarımın yüksek enerji ve kimyasal kullanımı nedeniyle pahalı bir tarım olduğu, hiçbir küçük çiftçinin tek başına bunu gerçekleştiremeyeceği, bu sebeple devlet destekli tarımın uygulanmaya başlandığı açıkladı. 1980’lere gelindiğinde dünya çapında tarım politikalarında liberalleşmeye gidilmiş, devletin tarımsal yapıları dağıtılmış ve Türkiye’de bu süreç 24 Ocak Kararları ve faşist darbeyle hayata geçirilmiştir. 1999-2001 yılları arasında IMF ve Dünya Bankası destekli tarımda yeniden yapılanma ve tarımda dönüşüm programlarına gidilmiş, çiftçilere verilen kredi faizleri yükseltilmiş ve ürün fiyatları aşağıdan belirlenmeye başlamıştır. Kemal Derviş döneminde çıkarılan Şeker Yasası ile şeker pazarında taban fiyat kaldırılarak fiyat belirleme özel sektöre devredilmiş ve ardından bazı fabrikaların satışı gerçekleşmiştir. Erdem, mevcut politikalar sonucunda çiftçilerin topraklarını terk etmek zorunda kaldıklarını vurgulamış ve bütün dünyadaki amacın tarımın bütün alanlarının küresel şirketlerin eline geçmesi olduğunu söyledi. Bütün bu küresel saldırılar karşısında birleşik mücadele etmenin önemini belirtti, sadece meslek odalarının, çevrecilerin değil tüketicilerin de fabrika işçileri ve üretici çiftçilerin mücadelesine destek vermesi gerektiğine işaret etti.

Erdem’den sonra söz alan CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal da çiftçiyle devlet arasındaki bağın özelleştirilmelerle koparıldığını, bunun emperyal sömürü düzeninin bir parçası olduğunu anlattı. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun şeker fabrikalarını “zarar ediyorlar” gerekçesiyle özelleştirmek istediğini fakat ihale kararlarının açıklanmasından sonra sadece zarar eden fabrikanın kapatılmayacağı, gelir getiren kurumların da özelleştirileceği anlaşılmıştır. Sarıbal şeker fabrikalarının sunulmak istendiği gibi zarar etmediğini belirtirken zarar söz konusu olsa bile özelleştirmelerin gerçekleşmemesi gerektiğini, fabrikaların aynı zamanda istihdam da sağladığı için önemli olduğunu söyledi. Tarımı çökertmeye dayalı bu politikalara karşı beraber mücadele edilmesi gerektiğini belirten Sarıbal “Yaşasın birleşik mücadele, yaşasın dayanışma” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Fakat antiemperyalist mücadelenin antikapitalist kimliğe bürünememesinin en büyük sebebi olan burjuva partilerinin kamulaştırma politikalarını benimseyememesinin de sadece seçim sistemine endeksli politika üretmesi de eleştirilmesi gereken en önemli husus olarak düşünülebilir. Özellikle soru cevap kısmında 3 Mart 1923 İzmir İktisat Kongresi sonrası kabul edilen millileştirmeler akabinde serbest piyasa ekonomisinin kabul edilmesiyle bugünlerin hazırlanıp hazırlanmadığı; yabancı şirketler dışında yerli şirketlerin de halk üzerinde baskıcı ve sömürücü politikalarına karşı nasıl bir politika izleyecekleri hususunda net cevap alınamaması benzeri burjuva partilerinin süreçlerdeki yetersizliğini gözler önüne sermektedir.