İşsizlik önlenebilir mi?

Türkiye “baskın” seçimlere giderken enflasyon ve işsizlik rakamları tarihinin en yüksek zirvesinde. Geçtiğimiz ay açıklanan TÜİK rakamlarına göre, Ocak ayı işsizlik oranı %10,8. Yani resmi olarak ülkede 3 milyon 225 bin kişi işsiz. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Dairesi’nin hazırladığı “İstihdam-İşsizlik Raporu”na göre ise, Türkiye’de işsizlik 2011’den bu yana düzenli olarak yükseliyor. Hatta TÜİK’in dahil etmediği iş bulma ümidini kaybeden, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olan işsizler, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanlar da hesaba katıldığında işsizlik oranı %18,3.

İstihdam seferberliği

Hükümetin 2017’de hayata geçirdiği “istihdam seferberliği”nin pek bir işe yaramadığı görülüyor. Bu rakamlar “1,5 milyon istihdam yaratıldı” iddialarını yalanladığı gibi, 2017 yılında sağlanan istihdam artışının yarıya yakının kayıtsız istihdamdan oluşması istihdamın niteliğini gösteriyor. Paralel olarak, üniversite mezunları, kadın (%14) ve genç işsizliği (%21) genel işsizlik rakamlarının da üzerinde seyrediyor. Özellikle kadınların erkeklerden daha düşük nitelikli ve daha düşük ücretli işlerde istihdam edildiği görülüyor.

İşsizlik nasıl önlenir?

Yine TÜİK rakamlarını referans verecek olursak; Türkiye’de çalışan sayısı yaklaşık 28 milyon. Bunun %20’ye yakını (5,6 milyon) sanayi istihdamından oluşuyor. “Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda gündelik çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 6 saate düşürülse ve bu 4 vardiya halinde uygulansa, sadece sanayii özelinde 3 milyon küsurluk işsizler ordusuna kolaylıkla istihdam yaratılabilir. Ayrıca fabrikalar durmaz ve üretim kesintiye uğramaz.

Buna karşın patronlar bize, “Peki bu kadar işsizi nasıl finanse edeceğiz?” diye soracak. Ekonomik kriz var, kredi borçlarımız var, gelir ve giderler ortada diyecekler… Son rakamlara göre sanayi sektöründe 2017 net faaliyet kârının en az 35 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, bunun patronlara maliyeti bu kârın en fazla 5’te 1’i eder.

Yani işsizliğin yok edilmesi, sanayicilerin kârlarının yalnızca %15-20’sinden feragat etmesiyle mümkün! Bu uygulamanın hizmet ve diğer sektörlerde de uygulanması düşünülse, büyük bir maliyet gibi görünen işsizlerin istihdamının yalnızca patronlardan yana bir tercih ve bölüşüm sorunundan ibaret olduğu görülür.

Tek başına istihdam yaratmak da yetmez elbette. Güvenceli ve nitelikli, eşdeğer işe eşit ücretin ödendiği, esnek ve taşeron uygulamalarının olmadığı bir çalışma düzeni yaratılmalıdır. İşte bu da tıpkı işsizlik sorununda olduğu gibi çalışma rejiminin kimin çıkarına hizmet edeceği ile ilgili bir meseledir.