Onların var da sizin niye olmuyor?

Son günlerde gündemi epey meşgul eden Çiftlik Bank vurgunu “kısa yoldan” zengin olmanın püf noktalarını açık etmiş bulunuyor: dolandırıcılık. Biraz da uzun yoldan bahsedelim. Bilindiği gibi, eğer zengin olmak istiyorsanız, önce seçim kazanmak ya da seçimi kazananlara yanaşmakla işe başlamalısınız. Her ne kadar Cem Uzan örneği bu yolun “dikensiz gül bahçesi” olmadığını ispatlasa da, zengin olmakla dur durak bilmeden zenginleşmek arasındaki ince çizgi buradan geçiyor.

Diyelim ki, iktidar partisinin icraatlarına teşne olup özelleştirme ihaleleri ya da kamu ihaleleri (örneğin inşaat, enerji, savunma sanayii alanlarında) açıldığında boyumuz ölçüsünde pay almayı başardık. Ek olarak, vergi muafiyetlerinden tutun, kamu arazilerini ucuza kiralamaya ve hatta satmaya kadar çok çeşitli teşviklerden de faydalandığınızı varsayalım. Yine de bir sınır var. İktidar partisi, eğer bir yerlerden yüksek getirili petrol ya da doğalgaz yatağı bulamadıysa tüm bu teşvikleri bankaların uluslararası finans kuruluşlarından sağladığı kredilere, kısaca dış borçlanmaya dayanarak vermek zorunda. Bu sınıra dayandığınızda “Bana bu kadar yeter, biraz da başkaları kazansın” diyerek Ferrarinizi satıp bilge olmaya karar verecekseniz okumayı burada bırakabilirsiniz.

Öyle olmadığını düşünürsek geriye sizin için yapılacak tek bir şey kalıyor: Teknoloji ithal eden bir ülkede bulunduğunuz için, yapmakta olduğunuz iş her neyse, daha az işçiyi daha çok çalıştırmak. Yüce gönüllü bir patron olmayı hayal ediyorsanız kıdemli işçilerinizi tazminatlarını vererek işten çıkartabilirsiniz. Bu sayede, çok çeşitli borç yükü ve enflasyon altında ezilmekte olan işçilerinizin de bir kısmı tazminatlarını almak isteyeceklerdir. Siz de oluşan boşluğu genç işçilerle doldurarak üretime devam edebilirsiniz. Bu sayede işletmenizin en büyük gider kalemi olan ücretlerden kısmış olacaksınız.

Bu operasyonu gönlünüzce yapmanızı engelleyecek yegâne şey sendika. Bunu aklınızdan çıkarmayın! Herhangi bir şekilde birlikte hareket eden işçileri dağıtmak için elinizden ne geliyorsa yapmalısınız. Sendikayı kabul etmek durumunda kaldığınızda ise ilk tercihiniz hükümetin denetimine geçmiş sendikalar olmalı! Ancak bu yolla enflasyon karşısında ücretleri eritmeyi ve düşük tutmayı başarabilirsiniz. Bu hikâyenin eksiği var fazlası yok! Geçen sayımızda, banka hesabında 1 milyon TL ve daha fazla miktar bulunanların sayısını sizlerle paylaşmıştık: 128.801 kişi. Kısacası, bu anlattığımız hikâyenin patron tarafında olma olasılığınız %0,16. Yani, iş cinayetine kurban gitmez, elverişsiz çalışma koşullarından dolayı sağlığınızdan olmaz ve tabii bir de uzun yaşamın sırrını çözerseniz zengin olmanız mümkün. Ancak ufak bir detay var: Yüzlerce kez ölüp dirilmeniz gerek.

İki seçenek var: Dolandırıcı olmak ya da işçi kalmak!

Şimdi hayalleri bir kenara bırakıp gerçeklerden bahsedersek: Geçtiğimiz yıl açıklanan bir rapora göre 2016 yılında işyeri temelli eylemlerin toplamda %90’ı sırasıyla işten atma, işyerindeyken ücret gaspı, keyfi ceza, sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi yapmaya yeltenmek (!) ya da iş yükünün azalmasını talep etmekten dolayı gerçekleşmiş.

Kısacası, onurumuzla yaşamak ve çalışmak gibi en basit taleplerimize patronlar “kapıyı göstererek” cevap vermişler. Geniş tanımlı işsizliğin bu sebeple %18,3’e yükseldiğini belirtelim. İşsizliği çözmesini istediğimiz otoriteler, aslında işsizliği bizzat yaratanlar. Onlar çözemez, ama biz çözeriz! Zengin olma olasılığımız gibi karmaşık hesap ve hayallere gerek yok.

İşten çıkarmalar yasaklansın. Herkes kadrolu ve güvenceli bir işte çalışsın. 6 saat 4 vardiya olsun, var olan tüm işler işçiler arasında bölüştürülsün.

Bu kadar basit.

Hayal mi?

Zengin olma olasılığımız kadar değil…