Stephen Hawking’e saygıyla – Gazete Nisan

Stephen Hawking’e saygıyla

Evrenin en karanlık yeri neresidir? Peki insan sadece ekrana bakarak kaç saat, gün, ay, yıl dayanabilir yaşamaya?

Karadelikler şu ana kadar evrende bildiğimiz en karanlık noktalar. Ve içlerinden çıkabilen herhangi bir şeyin olduğunu düşünmüyorduk, ta ki bir bilim insanı muhteşem bir teori öne sürene kadar, fakat buna yazının geri kalanında değineceğim.

İkinci soruya gelecek olursak, o ben değilim, yani benim pek sabırlı biri olduğum söylenemez, satranç tahtasına en fazla 1-2 saat bakmışlığım oldu. Fakat geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Stephen Hawking 40 yıldan fazladır bir ekrana bakarak o çok önemli astrofizik tezlerini, muhalefetini, duygularını, çocuklarıyla iletişimini, yani kısaca her şeyini, bilgisayarın çıkardığı metalik bir sesle aktarmaya çalıştı. Buna neden olan sinir sistemi hastalığı tüm kas yönetimini felç ederken, beyin fonksiyonlarında herhangi bir hasara neden olmuyordu. Kilidi olmayan hapishane gibi aslında.

Benim bilimle tanışmam, zamanında TÜBİTAK’ın çıkardığı bilim serisi ve birkaç önemli bilim insanının eseri sayesinde oldu. Bunlardan biri Carl Sagan’ın Mesaj filmiydi. Film, uzaylı bir medeniyet tarafından keşfedilmemiz ve dostane bir iletişime zorlanmamızı konu alıyordu. O medeniyet bizlere solucan deliklerini kullanarak inanılmaz mesafedeki uzaklıklara erişebilmemizin teknolojisini veriyordu. Ne kadar güzel değil mi? Filmde bahsedilen solucan delikleri de aynı karadelikler gibi muazzam kütle çekimi altındaki uzay-zaman ilişkisinin bükülmesine dayanır. Solucan delikleri veya benzeri yapıları anlamak için ilk başta karadelikleri anlamalıyız. Bunu da bilimsel olarak ilk defa ortaya atan ve bilim dünyasında ciddi karşı çıkışa neden olan Stephen Hawking’in kendisidir ve bu çalışmalarını yaparken de yukarıda belirttiğim hastalığı oldukça ilerlemişti. Başta karanlık noktadan bahsederken aslında başka bir olguya daha değinmiştim, o da Hawking radyasyonu. Kendi ismiyle bilinen bu ışıma, muazzam ölçüde kütle çekimi altında olan karadeliklerden evrene enerji salınımı yapmasını açıklar, sanki buraya gelmeyin diyen deniz fenerleri gibi.

Hawking bu bilimsel açılımları yaparken, bilimin popülerleşmesi için kitaplar yazdı, toplumsal olaylara duyarsız kalmadı ve elektrikli sandalyesinde koca dünyayı karşısına aldı. Margaret Thatcher’ın sosyal politikalarına karşı çıktı, sağlık sisteminin özelleştirilemeyeceğini savundu, bunun yanında sör unvanını kabul etmedi, çünkü kendisi monarşi karşıtıydı. Kapitalizmin insanlık için en büyük tehdit olduğunu söyledi. İsrail’in Filistin’e karşı insanlık suçu işlediğini ve Güney Afrika’daki ırk ayrımcı rejimden farklı olmadığını savundu, İsrail’deki bilimsel bir konferansı da bu yüzden boykot etti. Yani anlayacağınız, siyasetçilerde olmayan akıl ve cesaret kendisinde vardı. Ne acı değil mi?

Stephen Hawking, kapalı hapishanesinde evreni anlamamız için çalıştı ve bunu yaparken oldukça idealist bir bakış açısıyla yaklaştı. Her ne kadar bir gün uzaylılar geldiğinde bize dostça yaklaşmayacakları tezine katılmasam da, büyük, yıldızlı ve karanlık arka bahçemizi keşfetmek için daha ne kadar bekleyeceğiz? Şirketlerin veya bir avuç zenginin bizlere tatlı rüyalarla satmasına hiç gerek yok, bunu yapabilecek güç de akıl da bizimle, bizim gibi düşünenlerde. Nasıl yapılacağını da birlikte bulacağız.