Yeter! Söz işçinin, emekçinin… 1 Mayıs’ta alanları dolduruyoruz!

1 Mayıs Marşı adeta bu günleri anlatır şekilde; “günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır,” diye başlar. Baskıyı, zulmü ve kanı daim kılmak isteyen AKP-MHP ittifakı, beklendiği üzere, şapkadan bir erken seçim kararı çıkardı. Artık tamamıyla müsamereye döndürülmüş devlet idaresine uygun olarak, önce Devlet Bahçeli 26 Ağustos 2018 için erken seçim çağrısı yaptı. Bir gün sonra Erdoğan, muhtemelen çok önceden müzakere edilip bağlanmış bir kararı, sanki yeniymiş gibi davranarak, ilan etti. Bu kararla normal koşullarda 18 ay sonra, 3 Kasım 2019 tarihinde, yapılması gereken çifte seçim, iki ay sonra, 24 Haziran 2018 tarihinde, yapılacak. Al gülüm ver gülüm politikası!

Erken seçim kararının Tek Adam rejiminin antidemokratik karakterine son derece uygun bir şekilde alınmış olduğu ortada. Belli olan bir diğer gerçek de, bu erken seçim kararını alanların derdinin Türkiye’nin gerçek sorunlarının çözümü değil, kendi kişisel ikballeri ve patronların menfaatleri olduğudur.

Kuşkusuz AKP-MHP ittifakının bu erken seçim kararı şaşırtmayan sürpriz olarak kayıtlara geçecek. Erken seçim kararı iktidarın artık ülkeyi OHAL ve KHK’ler ile de yönetemediğini ve üstelik zamanın da iktidar ve ortağı aleyhine işlediğini çok açık bir şekilde teyit etti.

Tarihinin en büyük dış borcuna, en büyük cari açığına, bir türlü düşmeyen işsizlik, enflasyon ve faiz oranlarına sahip Erdoğan iktidarı iğneden ipliğe her şeyi özelleştirmesine, en yüksek oranda zamlar yapmasına, dünyanın en yüksek vergilerini toplamasına, patronlara olağanüstü kredi ve teşvikler vermesine, iş güvencesini yok etmeye ve iş kazalarında dünya çapında istatistiklere ulaşılmasına rağmen yine de olumsuz tabloyu tersine çeviremedi.

Ne Türk lirası tarihinin en değersiz günlerini yaşamaktan kurtulabildi, ne işçinin, emekçinin, emeklinin alım gücü arttı, ne işsizlik düştü, yoksulluk azaldı, ne de köylüsünden esnafına dar gelirli refaha, huzura kavuşabildi. Buna rağmen hiçbir sorumluluğu üzerine almayan, tüm başarısızlığını iç ve dış mihraklara yükleyerek ayakta kalmaya çalışan iktidar şimdi iki aylık sürede OHAL altında baskın bir seçimle tüm bu olumsuzlukları lehine çevirmeye çalışacak.

Hiçbir zaman adil ve eşit olmamış seçimlerin iktidarın yaptığı son düzenlemelerle birlikte, çok daha eşitsiz ve adaletsiz hale getirildiği ortada. Lakin 1 Mayıs Marşı’nda da dendiği gibi; “Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez. Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde.”

Gerçekten yalnız ve çaresiz miyiz?

Milyonlarca insanın kendini yalnız ve çaresiz hissetmesi! Aynı dertten muzdarip milyonlarca bedenin birbirine temas edememesi! Hep en kötünün beklendiği bir karabasanın hayatlara egemen olması! En sıradan, en gündelik sohbetlerin konusunun dahi hava durumu gibi üçüncü dünya savaşı olması! Yerini, yurdunu, aşını, işini, sevdiğini, umudunu yitirmenin an meselesi olması!

Lakin gerçekten bu kadar yalnız ve çaresiz miyiz? İşsizler, yoksullar, güvencesizler, geleceksizler, maddi-manevi adeta bir kapana kısılmışlar olarak… Her biri bir ülke nüfusuna denk gelen bu kümelerin yalnız ve çaresiz olması mümkün mü? Örgütsüz ise, evet, mümkün! Ama çözümü de bir o kadar mümkün!

Evet, hayatımızın tam orta yerine beton döktüler. Ciğerlerimizi söktüler. Paramparça ettiler özgüvenimizi. Oysa yan yana geldiğimizde ne kadar da güçlüyüz… Omuz omuza yürüdüğümüzde ne kadar da güven vericiyiz. Kenetlendiğimiz anda o ot bitmez denilen yerleri ne de güzel bahar bahçe yapanız. Adeta rotasından çıkarılamaz bir kuyruklu yıldızın dünyaya çarpması çaresizliğini yaşamıyorsak kaderimizi ellerimize alabiliriz.
Unutmayalım; “Gün gelir, gün gelir, zorbalar kalmaz gider…” Yeter ki düşmanımıza benzemeyelim. Yeter ki umutsuzluğun ve korkunun değil, umudun, kardeşliğin, eşitliğin, cesaretin ve emeğin tarafı olalım…

Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü!

OHAL’siz bir Türkiye, KHK’siz bir yaşam için!

İşten atmalar yasaklansın!

Herkes için örgütlenme ve sendikalaşma hakkı!

İnsan onuruna yakışır ücret ve çalışma koşulları!

İş cinayetlerine karşı işyerlerinde işçi denetimi!

Gecelerinde aç yatılmayan, gündüzlerinde sömürülmeyen bir ülke için!

Yeter, Söz İşçinin!