25 Haziran’ı düşünmeye başlamalıyız – Gazete Nisan

25 Haziran’ı düşünmeye başlamalıyız

Yazıklar olsun bizlere… Devletin rejimini belirleyecek bir seçim yaşıyoruz ve ortada işçi ve emekçi sınıflarının çıkarlarını ve taleplerini dile getirecek, onları savunacak tek bir işçi aday yok. İlerici ve sosyalistler adına yüz kızartıcı bir durum.

Hele de eski DİSK başkanı Kani Beko’nun kalkıp CHP’den aday olması. CHP içinde Kani Beko’nun işçilere ne faydası olacak? CHP’nin programı belli: Taşeronluğu mu kaldıracak? Asgari ücretin hayat pahalılığı oranında otomatik olarak artmasını mı sağlayacak? İş güvenliği için işyerlerinde işçi denetimi mi kuracak? Özelleştirilen işletmeleri mi yeniden kamulaştıracak? Gazetemizin bu sayısındaki diğer yazıları okuyun… CHP bu sorunlardan hangisini çözmeyi vaat ediyor… Hiçbirini.

Kani Beko milletvekili maaşını alıp köşesine çekilecek. İşçilere hiçbir faydası olmayacak. Her sendika bürokratının gönlünde yatan ikbal hesabını yapmış olmakla kalacak.

Ya Kani Beko’nun CHP’ye faydası ne? CHP’ye oy verecek olan işçiler, Beko olsa da olmasa da oylarını verecek. Sanki Beko’yla birlikte milyonlarca işçi-emekçi CHP’ye koşacak… Onların büyük bir çoğunluğu Beko’yu tanımıyor bile. Ama CHP bir şeyi başarmış olacak: Sendika liderlerine ikbal yolunu gösterip, faaliyetleri sırasında “fazla ileri gitmemelerini” sağlamak. “Bürokrat olun, patronlarla uzlaşın, sonra da bize gelin.” Demek ki Kani Beko koşulları yerine getirmiş. Bürokrat sendika yöneticilerinin daha yaşarken birer mevta haline gelmelerinin nedeni işte bu.

Beko’nun ardından CHP’ye binlerce işçi gitmeyecek. Ama eğer Beko işçi sınıfının talepleri doğrultusunda adaylığını ilan etseydi, eminiz CHP’lisinden AKP’lisine on binlerce işçi onun için imza vermeye koşardı. Zira ülke sathında işçi ve emekçilerin çığlığının duyulacağı bilinirdi. Taleplerin, sınıf çözümlerinin ileri sürülmesi önemli ve zorunlu görülürdü. Hatta bir işçi-emekçi sınıf partisine olan ihtiyaç ortaya konmuş olurdu.

Yazarın diğer yazıları

* * *

Bunlar olmadı. Şimdi artık sadece seçimi değil, ondan sonrasını da düşünmeye, planlamaya başlamalıyız. Görünen köy kılavuz istemez. Ekonomi o denli kötü ve daha da kötüleşiyor ki, kapitalizmde bunu aşmanın tek yolu var: kâr oranlarını artırmak. Seçim sonrasında patronların saldırısı hemen ağırlaşacak. Üzerimizdeki düşük ücret ve uzun iş saatleri baskısı yoğunlaşacak. Toplu işten çıkarmalar olacak. Taşeronluk ve güvencesiz, sigortasız çalışma yaygınlaşacak. Fiyatlar ve dolaysız vergiler daha da artacak.

Bütün bu ve diğer saldırılar elbette patronların ve hükümetin eliyle uygulanacak. Tabii sendikalaşmanın önündeki engeller daha da bir yükseltilecek. Sendikalı işyerlerinde patronlar bürokrat yöneticilerle işbirliği içine girecekler. İşbirliğine ve saldırılara direnen işçi temsilcileri önce bu görevlerinden, ardından işlerinden olabilecekler.

Bunları söylemek felaket tellallığı yapmak değil. On yıllardan beri yaşadığımız deneyler söyletiyor bize bunları. O halde hemen şimdiden fabrikalarda ve tüm işyerlerinde komiteleşerek mücadeleye hazırlanmalıyız. Sendikalaşma mücadelesi ancak sağlam komiteler aracılığıyla sürdürülebilir, başarıya ulaştırılabilir. Sarı ve bürokrat sendikacılar üzerinde kontrolü de ancak bu komiteler aracılığıyla kurabiliriz.

Buna koşut bir diğer adım da elbette bu komiteler arasında koordinasyon kurmak ve onun aracılığıyla mücadeleleri birleştirmektir. Bunu gerçekleştirebilirsek işçi-emekçi alternatifinin de yolu açılmış olacaktır.