Kani Beko örneği ve Türkiye Solu: Hadi gel köyümüze geri dönelim!

Ben Lastikçi Kani Beko. Öyle sizlerin anlattığı şeylere aklım ermez benim. Hangi gazeteymiş, hangi politikaymış, partiymiş… Tanımıyorum onları ben. Siyasetçi siyaseti, sendikacı sendikacılığını yapsın… Ben Üsküplüyüm. Memleketimi hiç göremedim. Bir kere görecektim ki, DİSK’in Başkanlar Kurulu toplantısı için Abdullah Başkan çağırdı. Döndüm hemen. Çünkü DİSK her şeyden önemlidir. Kimileri milletvekilliği istiyor olabilir. Ama DİSK başkanlığı hepsinden üstündür. Eski milletvekili değil, DİSK başkanı diye anılırsınız. Gelin biz işimize bakalım. Sendikacı sendikacılık yapsın.

DİSK’in Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantılarının arşivine bakılırsa Kani Başkanın buna benzer pek çok konuşmasına ulaşılabilir. Birkaçına bizzat şahidim. Kani Beko hepimizin bildiği gibi şimdi CHP’den milletvekili adayı olmak için DİSK başkanlığına ara verdi. Ara verdi diyorum, zira eğer seçilemezse görevine geri dönecek.

Bu cümleleri okuyan işçilerin şaşırmadığına eminim. Çünkü işyerinde sendikacılar tarafından ziyaret edilen her işçi, başkanların cesur sözleri bonkörce sarf edip hızla çark etme yeteneklerini deneyimlemiştir.

7 Haziran seçimleri öncesinde, yine Kani Başkanın bu konuşmayı yaptığı bir Başkanlar Kurulu toplantısı gerçekleşmişti. O toplantıda partimiz İDP’nin politikaları ile uygun olarak DİSK’in bağımsız bir işçi aday çıkarması doğrultusunda bir öneri getirmiştim. Böylelikle patronlardan yana olan düzen partilerine karşı bağımsız bir sözümüz olabilir, Türkiye işçilerine patronlardan bağımsız, ikiyüzlü olmayan bir politika örneği gösterebilirdik. Örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması, işsizliğe karşı 6 saat 4 vardiya, iş cinayetlerine karşı işyerlerinde işçi denetimi gibi taleplerimizi ileri sürebileceğimiz bir olanağa sahip olabilirdik. Hatta seçim çalışması sürecinde bir sendikal örgütlenme kampanyası dahi yapabilirdik. O dönemde ülkenin içerisinden geçtiği olağanüstü koşullar ve siyaseti siyasetçilere bırakma gerekliliği bahane gösterilerek böyle bir adım atılmadı.

Kani Beko örneği, olağandışı bir örnek değil. Maalesef Türkiye solu patronlardan bağımsız bir politika yerine, patronların içerisinde ilerici addettiklerinin de dahil olduğu bir politika öneriyor. Çünkü Türkiye solu işçi sınıfına inanmıyor.

Kani Beko sosyalistlerin sendikalarda politika yapmamasını isterken, şimdi CHP’den milletvekili adayı. Türkiye solunun en güçlü kesimleri ise hâlâ CHP’den medet umuyor. Program değil aday tartışması yapıyor. Türkiye’nin en büyük sorununu Erdoğan’a indirgiyor ve eski CHP milletvekilleri ile ittifaklar kurmaya çabalayıp, olmayınca da yüzünü Erdoğan’ın dışındaki adaylara dönüyor.

Oysa Erdoğan işçi düşmanı olabildiği için güçlü idi. Türkiye patronlarının her zamankinden çok işçi düşmanlığına ihtiyaçları var. Patronlar Erdoğan ile ya da onsuz Türkiye’ye demokrasi vaat edemezler. Ülkenin bir numaralı sorunu demokrasi olmayı sürdürür.

İşçi sınıfına inanmayan başkanlar tükürdüklerini yalayıp patron partilerinden adaylıklarını ilan ediyor, sol da kalabalıklaşmak uğruna umutsuzca burjuvaların kapısını çalıyor. Ancak ülkenin demokrasi ve yoksulluğa karşı yegâne çaresi işçi sınıfından yana bir program olmayı sürdürüyor. İşte bu yüzden, işçi sınıfının bağımsızlığının çağrısını yapması için İDP’ye ihtiyacımız var. Umutsuz patronlardan kurtulup, umutlu bir gelecek yaratabilecek bir işçi blokuna ihtiyacımız var.