Macaristan’da da Tek Adam

Macaristan’da 8 Nisan günü yapılan genel seçimleri sağcı Fidesz-KDNP koalisyonu kazandı ve %48,5 oyla üçte ikilik çoğunluk sağladı. Fidesz partisinin lideri Viktor Orbán, yolsuzluk ve rüşvet skandallarına rağmen üçüncü kez iktidara geldi.

Orbán’ın yıllardır süren iktidarının sonucunda hükümet merkez bankasının, anayasa mahkemesinin, yargının ve özellikle basının kontrolünü ele geçirmiş durumda. Yasal değişiklikler ve hükümetin dolaylı ve dolaysız müdahaleleriyle medyada çoğulculuk düşüşte. Örneğin, seçimin ardından günlük muhalif gazete Magyar Nemzet ve radyo istasyonu Lánchíd Rádió kapatıldı. Her ikisinin de sahibi Orbán’ın eski müttefiki Lajos Simicska’ydı. Ancak 2015’te Simicska ile Orbán’ın arası bozulduğundan beri gazete muhalif tavır sergilemeye ve Orbán’ın yakın çevresinde gerçekleşen yolsuzluk vakalarını haber yapmaya başlamıştı. 2016’da ise sol eğilimli gazete Népszabadság kapatılmıştı. Binlerce kişi, muhalif basının sindirilmesinin bir örneği olan bu olayı protesto etmişti.

Türkiye’yle benzerlikler sadece basın alanıyla sınırlı değil. Macaristan’da ücret eşitsizliği her geçen yıl artış gösteriyor. Ekonomi Bakanlığının 2017’de yaptığı açıklamaya göre son 5 yılda kayıtsız çalışma oranı %57 arttı. Kayıtdışı çalıştırma en çok inşaat sektöründe görülüyor. Ne asgari ücret ne de emekli maaşları insanca bir yaşam düzeyini karşılayabiliyor.

Orbán, seçim kampanyasını bu sosyal sorunlara değinmeden ve işçileri gündemine almadan sadece mülteci düşmanlığı üzerinden yürüttü. Irkçı politikalarıyla taçlandırdığı otoriter rejimi savunmaya devam etti. “Vatanı savunma ve sınırları koruma” söylemiyle beraber bir korku ortamı yaratıldı. Seçim öncesinde seçim bölgeleri iktidarın isteğine göre yeniden düzenlendi. Guardian gazetesinin aktardığına göre seçim sürecinde göçmenler hakkında olumsuz ve yalan haberler yapıldı. Bunun yanı sıra muhalifleri hedef alan haberler ısmarlandı, bunun için gazetecilere kullanacakları kelimelerin listesi bile verildi.

Seçimden sonra on binlerce insan “Çoğunluk biziz” çağrısıyla protestolar düzenledi. Oyların çalındığını iddia ederek yeniden sayılması ve adil bir seçim talebinde bulundular. Seçim sonuçlarını protesto eden kitlenin arasında ana muhalefet partisi olan aşırı sağ milliyetçi Jobbik de vardı. Ancak Jobbik dahil hiçbir muhalefet partisi seçim sürecinde halkın sorunlarına çözüm önermiyordu ve Orbán’ın ırkçı propagandalarına karşı çıkmadılar. Bu nedenle çözümün burjuva partilerde değil, kitlelerin mücadeleleri birleştirmesinde ve dayanışmada olduğu çok açık.