24 Haziran, HDP ve solun suçu

İşçi Demokrasisi Partisi olarak 24 Haziran seçimlerine girememiş ve ortak bir işçi adayın yokluğu koşulları altında, kaderini tayin hakkı gibi temel demokratik haklar çerçevesinde HDP’ye eleştirel destek veren bir çağrıda bulunmuştuk. OHAL koşulları altında gerçekleşen baskın bir seçimde HDP’nin barajı aşmış olması olumlu bir gelişmedir.

HDP ile vekillik pazarlığından kârlı ayrılan sosyalist sol ise 24 Haziran seçimleri süresince tüm tartışmayı “bir oyluk canları var”a indirgeyerek kitlelere karşı iki suç işlemiştir.

Solun birinci suçu kitlelere güvenmemektir. HDP’den vekil ya da vekiller alarak meclise giren sol adaylar aslında mücadelenin kitleler ile birlikte olacağına açıkça inanmadıklarını gösterdiler. Niyetleri seferberlik yaratmak, var olan seferberlikleri birleştirip güçlendirmek değildi. Ufuk Uras gibi meclisteki varlığının hiçbir işçiye faydasının olmadığı örnekleri de yaşamış kişiler olarak sol adaylara dair en iyimser öngörümüz şu olabilir: sol adaylar meclis şovlarıyla halkın desteğini alacakları ve artan destekleri ile demokrasiyi koruyacakları yanılmasını yayıyorlar.

Solun ikinci suçu ise, yaşadığımız tüm antidemokratik uygulamalarının sebebinin AKP/Erdoğan olduğu yanılsamasını beslemiş olması. Seçim sürecinde gerçek varlık sebebi olması gereken emeğin taleplerini dile getirmedi. Erdoğan düzeninin patronların çıkarı için kurulduğunu söylemedi. Bugüne değin solun sığındığı beylik söz Stalin’den geliyordu: “Mühim olan oyları kimin verdiği değil kimin saydığıdır.” Böylelikle sol seçimlerin yalnızca bir yönüne vurgu yapıp, kabahatini rakibinin suçu ile örtüyordu. Oysaki Marksizmin gerçek üstatları asla Stalin gibi sığ bir yaklaşım sunmaz.

Burjuva sistem demokrasiyi bir oya indirgeyerek kendisini korur. İstediği an haklarını alır, ihtiyaç duyduğu anda da hakları genişletiyormuş gibi yapar. Mühim olan oyları kimin saydığı değil, sistemi kimin yönettiği ve denetlediğidir. Bunun karşısında solun sekterce veya oportünistçe “bize oy ver, gerisi bizde” tavrı tam da seferberliklere güven duymayan bir bakış açısının ürünüdür. Hiçbir yasa, hiçbir düzen, hiçbir örf sahip olduğumuz hakların korunması ve geliştirilmesi adına bir garantör olamaz. Bunu en iyi şekilde 24 Haziran seçimlerinde gördük. Bir oy yetmez! Sürekli seferberlik gerekir.

Sol bu yanılsamaları kitlelere bulaştırma ve kitlelere inanmama suçunu işlese de kitleler mücadele ediyor ve bizler de sınıf merkezli bir çıkışa inanan diğer dostlarımız ile birlikte güven veren bir gelecek için mücadelemizi sürdürüyoruz.