Kim Jong-un ve Trump: Kuzey Kore işçilerini ortaklaşa sömürmek için yapılan bir anlaşma

Stalin’in Churchill ve Roosevelt, Mao’nun Nixon, Castro’nun Jimmy Carter, Chavez’in Bush ve Obama ile olan fotoğraflarına bir yenisi eklendi: Kim Jong-un ile Donald Trump. Bir kere daha sosyalizmin temsilcisi olduğu iddiasındaki bürokratik ve anti-komünist bir önderlik, ulusal çapta sürdürdüğü karşıdevrimci ekonomik ve politik atılımları derinleştirmek için emperyalizmin kaptan kamarasında oturan kişiyle birlikte pozlar verdi.

Kim ile Trump arasındaki dört maddelik anlaşma, maddeler ne derse desin, ne nükleer silahsızlanma, ne savaş tehdidinin ortadan kaldırılması ne de diplomatik ilişkilerin barışçıl tesisi ile ilgili. Bu anlaşmayla Trump, tarihsel ve uluslararası bir “çatışmayı” “çözmüş” başkan olarak ABD içerisinde kendi işçi düşmanı iktidarını konsolide etmeye çalışacak. Kim ise, yine bu anlaşmayla, adeta monarşik bir içerik kazanmış olan kendi gerici rejimini meşrulaştırmanın zeminini yakaladı. Bu, Birleşik Devletler emperyalizminin seneler önce Vietnam ve Çin partileriyle imzalamış olduğu anlaşmaların organik ve politik birer devamı. Bu anlaşmaların sonucunda (sol basın kabul etmese de, bugün Kuzey Kore’de yaşandığı üzere) bu ülkelerde kapitalizm restore edilmiş ve parti bürokratları yeni varlıklı sınıflar olarak grevleri yasaklamanın yasal araçlarını yaratmıştı.

Baba Bush’un başkanlığından bu yana emperyalizm Kuzey Kore’nin nükleer gücünü abartarak bunun kara propagandasını yaptı: Güney Kore’de ve Doğu Asya’da kendi askeri üslerini ve birliklerini konuşlandırmanın yalancı bir mazereti olarak. 1953’ten bu yana ABD bölgede yaklaşık olarak 40 bin asker barındırıyor. Bunu sadece Kuzey Kore’yi bir tehdit olarak gördüğü için değil, Çin ve Japon şirketlerine karşı kendi çokuluslu tekellerinin Doğu Asya pazarındaki çıkarlarını korumak için de yapıyor.

Kim Jong-un’un devraldığı Kuzey Kore’de burjuvazi, İkinci Paylaşım Savaşı’nın ertesinde mülksüzleştirilmişti. Bu işçi devleti, siyasal organlarıyla kalıcı bir işçi demokrasisi rejimi bina edemediği için dejenere oldu ve bürokratik bir tek parti diktatörlüğüne dönüştü. Kuzey Kore partisi 1990’lardan bu yana planlı ekonomiden serbest piyasaya geçti, dış ticaret üzerindeki devlet tekelini kaldırdı ve devlet mülkiyetindeki birçok üretim aracını partili Stalinist milyonerlere pazarlayarak özel mülkiyetin kurumsallaşmasına izin verdi. Kuzey Kore ne komünist ne de sosyalist. Zira parti son 30 senedir kapitalizmi restore eden uygulamalara imza atıyor ve 1999’da da çıkardıkları bir kanun ile ülkede yabancı yatırımların yapılmasına izin verdiler. Bugün Kuzey Kore’de ortalama bir işçi ücreti 60-80 dolar arasında değişiyor. İşçilerin grev ve sendika hakkı yasal olarak yok. Ülkenin kuzeyinde Çinli şirketler kendi şubelerini kurmuş durumda. Ülkenin güneyinde ise Hyundai, Fiat ve Siemens benzeri uluslararası kapitalist devler fabrikalar kurmuş durumda. Kuzey Kore işçi sınıfı, ülkede yükselmekte olan yeni mülk sahibi sınıfa “tonju” ismini veriyor: Anlamı “paranın efendileri”.

Trump ile Kim arasında Singapur’da imzalanan bu yeni karşıdevrimci anlaşmayla beraber Kuzey Kore’de “tonju”ların güçleneceğine ve kapitalist restorasyonu, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirerek sürdüreceğine şüphe yok.