Sandıklar kapandı… Yeni bir mücadele dönemi açıldı

AKP-MHP koalisyonunun OHAL şartları altında ilan ettiği 24 Haziran baskın seçimlerinin galibi Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı oldu. Erdoğan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 52,5’ini alarak ilk turda seçimleri kazanırken, parlamento seçimlerinde AKP’nin oyların yüzde 42,5’ini, MHP’nin ise yüzde 11’ini almasıyla Cumhur İttifakı Meclis’te salt çoğunluğu elde etmiş oldu. HDP, üzerindeki tüm baskılara rağmen yüzde 11,7’lik oya ulaşıp parlamentonun yeniden 3. büyük partisi olurken, 1,5 yıldır hapiste tutulan Demirtaş yüzde 8,4’lük oy oranına ulaşmayı başarabildi.

Seçimlerin hangi antidemokratik ve adaletsiz koşullarda gerçekleştiğinden uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok. Saray ittifakının bütün baskı aygıtlarını ve devlet imkânlarını seçimleri kazanmak için nasıl seferber ettiği herkesin malumu. Bununla birlikte, Saray’ın tüm baskıcı ve işçi düşmanı uygulamalarına rağmen, emekçi kitlelerin hatırı sayılır bir kesiminin oylarını almaya halen devam edebildiği, bu seçimlerin ortaya koyduğu bir gerçeklik.

Öte yandan 24 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı üç önemli sonucun altını ısrarla çizmek gerekiyor. Birincisi, tüm baskı ve yıldırma politikalarına rağmen Saray, toplumun yarısının rızasını alabilmiş değil. 16 Nisan referandumunun da göstermiş olduğu bu tablo, başkanlık sistemini artık tüm boyutlarıyla hayata geçirmeye hazırlanan RTE’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı temel meşruiyet problemine işaret etmekte. İkincisi, Saray ittifakının iktidarda olmasına rağmen seçimleri 16 ay erkene çekmesine neden olan çelişkiler, önümüzdeki dönemde tüm ihtişamıyla Saray’ın karşısına dikilmeye devam edecek. Saray ittifakı seçimleri kazanmış olmasına rağmen, bu dönemde oldukça zorlu sınavlarla karşı karşıya kalacak. Üçüncü ve son olarak, burjuva ve küçük burjuva muhalefetin Saray rejiminden yalnızca seçimleri odağa alarak bir çıkış sağlanabileceğine dair yarattığı demokratik yanılsamalar, bu seçimlerde bir kez daha berhava olmuş durumda. Saray rejiminin yaratmış olduğu felaketten, seçimleri dışlamadan fakat emekçi kitlelerin ve ezilenlerin seferberliğini merkeze alarak, baskı rejiminden ve kapitalizmden kopuş ekseninde bir işçi-emekçi programıyla çıkıştan başka bir seçenek olmadığı, bu süreçte bir kez daha tersinden kanıtlanmış oldu.

Evet, Saray rejimini önümüzdeki dönemde ekonomide, iç ve dış politikada çok ağır sınavlar bekliyor. Öncelikle, 7 Haziran’ın ardından AKP yeniden parlamentoda çoğunluğunu yitirdi ve Meclis çoğunluğunu sağlayabilmek için MHP ile sürdürdüğü oldukça kırılgan ittifaka ihtiyaç duymakta. Seçim sürecinde ittifak içindeki çatlakların iyice görünür hale gelmesi, önümüzdeki dönemde yaşanabilecek yeni politik krizlerin habercisi niteliğinde. Ekonomi ise, önümüzdeki dönemin temel gündemi olacak. AKP’nin 16 yıldır sürdürdüğü yağma ekonomisi artık sürdürülemez bir noktaya gelmiş durumda ve bütün göstergeler çok ağır bir ekonomik krizin kapıda olduğunu söylüyor. Sermaye kaçışının ve dövizin olağanüstü yükselişinin önlenemediği koşullarda, 450 milyar dolarlık dış borç ve 50 milyar dolarlık dış ticaret açığı, ekonominin iflasın eşiğinde olduğu anlamına geliyor. “IMF’yi dize getirdik” söylemlerinden “IMF’yi ayağınıza kadar biz getirdik” söylemlerine bir anda geçilmesi, hiç kimse için bir sürpriz olmayacaktır. Tüm bunların emekçiler için anlamı ise oldukça açık: Yeni bir kemer sıkma programı, işten çıkarmalar, vergi artışları, ücret dondurmaları… Seçimlerin ardından, kaçınılmaz bir biçimde hayata geçirilecek işçi düşmanı uygulamalara karşı her zamankinden daha fazla işçi-emekçi örgütlerinin birliğine ve seferberliğine ihtiyaç duyulacak.

HDP’nin seçimlerde aldığı oy oranı ise, AKP-MHP ittifakının tüm baskı politikalarına karşın Kürt kitlelerin yıldırılamadığının ve bu baskı politikalarının iflasının bir kanıtı oldu. Kürt meselesi baskı ve savaşla değil, Kürt halkının tüm demokratik haklarının tanınmasıyla çözüme kavuşabilir. MHP’nin ipine dolanan Saray’ın bu konuda da kitlelere sunabileceği hiçbir çözüm bulunmuyor.

24 Haziran seçimlerinden işçi sınıfı olarak çıkarmamız gereken temel ders şudur: Saray rejiminden kopuş için demokratik yanılsamalara da hayal kırıklıklarına da yer yok! Saray’ın yeni bir saldırı programına hazırlandığı bugünlerde, geçmişten dersler çıkararak, demokratik ve sosyal haklarımızın savunusu için bir işçi-emekçi seçeneğini inşa etmek için kolları sıvamanın tam vakti!