Yapay zekâdan korkmalı mıyız? – Gazete Nisan

Yapay zekâdan korkmalı mıyız?

Geçtiğimiz yüzyılda uygarlığın gelişimiyle beraber, milyarlarca insanın çalışma koşulları, hayatı ve hayattan beklentileri de her 10 yılda bir ciddi değişimlere uğradı. Ve bunda teknolojinin yeri yadsınamaz. Peki, teknolojinin bu avantajlarının bizden götürdükleri nelerdi? Çalıştığımız işlere yabancılaştık, doğadan koparıldık ve sanal bir düzlem için kişiliğimize karakter bulmaya çalıştık.

Gandhi, yaşadığı dönemde insanların refahı için tekstil atölyeleriyle dolu işletmeler yerine, her köylünün, çalışanın kendi yün eğirme aletine, dokuma tezgâhına sahip olmasını savundu. Bu sayede üretim araçlarına sahip olan Hindistanlılar, kendi gelir kaynaklarını sermayedarlara kaptırmayacaktı. Peki, sanayi devrimine karşı bu tür romantik bir başkaldırı toplumun refahı için gerçekten çözüm olabilir mi?

Teknoloji, emek-sermaye ilişkisi açısından şu anki sistemde, kapitalizmde, şirketlerin kâr edebileceği alanlara yönlendiriliyor. Mesela çokuluslu şirketler, yoksul bir toplumun baş ettiği hastalıklar yerine, pazarlayabileceği pek çok gerekli (!) özellikle donatılmış dijital saate milyarlarca dolar yatırım yapıyor. Aynı sorun yapay zekâ için de geçerli ve burada yapay zekânın gelişmesinde kimin onunla hareket edeceğini çözmemiz lazım.

Ama ilk önce yapay zekâyı açıklamalıyız. Yapay zekâ, herhangi bir canlı organizmadan faydalanılmaksızın, tamamen yapay araçlarla oluşturulan, insan gibi davranışlar ve hareketler sergileyebilen makinelerin geliştirilmesi teknolojisinin genel adıdır. Fakat burada temel bir ikilem var: Yapay zekâ kendini geliştiren zekâ sınırları içerisindeki bir bilinçle mi hareket edecek, yoksa kendi bilincine mi erişecek? Şu an ikinci soruya cevap vermeye oldukça uzağız. İlk soru ise güncelliğini yakıcı bir şekilde korumakta.

Peki, yapay zekâ insanlık için tehlikeli ve büyük facianın uçurumdayız denebilir mi? Burada asıl sorulması gereken soru, onun kim için hangi amaç doğrultusunda geliştirildiği. Nasıl kediler insanlık tarihinde bizimle ortak yaşamayı kabul edip kendi hayatlarını sürdürdüyse, yapay zekâ için de kendi habitatını oluşturarak yaşamını sürdürebileceğini öngörebiliriz. Fakat kapitalizm şu an evrilmekte olan bu yapıyı kendi yanına çekip, daha fazla kârlılık uğruna insanlığa karşı bir araç olarak kullanmak isteyecektir. Yaklaşan yol ayrımında, bizlerin seçeceği cevap oldukça önemli. Yapay zekâyı insanlığın acil sorunlarını çözmeye yönelik geliştirmek için mücadele edecek miyiz? Yoksa şirketlerin bizlere daha fazla tüketebilmemiz için sunacağı akıllı teknolojik aletlere boyun mu eğeceğiz?