Burjuvazinin ideolojik egemenlik aracı: Sınavlar

Eğitim hizmetlerinin yaygınlaşma süreci Sanayi Devrimi’ne, yani kapitalizmin ilk ortaya çıktığı dönemlere dayanır. İlk yaygın üretimin yapıldığı ve makinelerin kullanılmaya başlandığı dönemde, bu makineleri kullanacak işçilerin asgari bilgilere sahip olması için okullar kurulmaya başlanmıştır. Tabii olarak kapitalist sistemde her kavram sınıfsal bir nitelik taşıdığı için eğitim de bu andan itibaren sınıfsal bir farklılık gösterir. Burjuvazi kendi çocuklarına farklı, halk çocuklarına farklı bir eğitim-öğretim ortamı sunar. Zengin sınıflar için eğitim, kendini geliştirme ve varlığının farkında olma gibi asli amaçlarına hizmet ederken, halk çocukları için eğitim vasıflı işgücü olmaktan öteye geçememiştir.

O günlerden bugünlere eğitimdeki sınıfsal farklılık (sosyalist deneyimler hariç) hem ülkemizde hem de başka ülkelerde hiç değişmemiştir. Burjuva iktidarlar eğitime kendi sınıf çıkarları ile bakmış, bir yandan kapitalistlerin nitelikli eleman ihtiyacını gidermeye çalışırken diğer yandan da hâkim sınıfın ideolojisini işçi sınıfına benimsetme aracı olarak eğitimi kullanmışlardır. Yani işçi-emekçi çocuklarına kapitalist sistemin doğru bir düzen olduğu ve değişmeyeceği empoze edilmiş; din, milliyetçilik, bireycilik vb. kavramlar vasıtasıyla da çocukların zihinleri köreltilmiş, gerçeklerin üstü kapatılmaya çalışılmıştır.

Eğitim içerisinde uzun süredir önemli bir yer tutan eleme sınavları da bu amaca hizmet etmekte aslında. Sınavlar, kapitalizmi var eden rekabet kültürünün zihinlere, daha çocukluktan itibaren kazınmasına hizmet etmekte. Daha küçücük yaşlarda “iyi” rekabet edenin kazanacağını, kötü olanın ise her şekilde kaybedeceğini uygulamalı olarak öğrenen çocuk, var olan hâkim sınıf ideolojisini benimsemeye başlayacaktır. İnsan doğasına aykırı olan bu rekabet kültürü, bireylerin psikolojisi üzerinde önemli tahribatlara yol açmakta.

Ülkemizde de sınavların uzun yıllardır aynı amaca hizmet ettiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak son dönemde AKP iktidarı ile birlikte sınavlar somut bir biçimde psikolojik yıkım mekanizmalarına dönüştü. Zaman zaman ortaya çıkan haklı tepkiler üzerine AKP iktidarı “popülist” adımlar atmak zorunda kaldı, ancak attığı her adım bir öncekini aratır oldu. Neoliberal politikaların yılmaz bekçisi AKP iktidarı bir yandan sınavlar vasıtasıyla eğitimin içini boşaltırken, diğer yandan özel okulları yaygınlaştırarak kamusal eğitimin sonunu getirmeye çalışmakta. Dinsel ve şoven söylemlerle bir yandan müfredatı kirletmekte, diğer yandan da meslek liselerini yaygınlaştırmakta ve bu liseleri yapılan protokollerle kapitalistlerin hizmetine sunmaktadır. Özellikle liseye giriş sistemi ile ilgili yapılan son düzenlemelerle akademik liselerin sayısının azaltılması, meslek liselerinin sayısının artırılması da bu amaca hizmet etmekte; sınavlara giren öğrencileri meslek liselerine mahkûm etmektedir.

AKP şeflerinin bile kabul ettiği “özellikle eğitim alanında başarısız olduk” söylemi rastlantısal bir söylem değildir. Bu başarısızlığın nedeni eğitime yönelik çarpık, rekabete dayalı, sakat bakış açısıdır. Hatayı bu bakış açısında değil sınav sisteminde gördükçe eğitimin daha da batağa saplanacağı aşikârdır.