Futbol ve sosyalizm

Dünya Kupası’nın başlamasıyla milyonlarca emekçi ve genç ekran başına kilitlendi. Türkiye’nin Dünya Kupası’na katılamamış olmasından ötürü turnuva gündemde görece daha az yer tutsa da, milyonlarca kişinin tutkuyla takip ettiği bu oyun, futbolun politikayla ilişkisini yeniden gündeme getirdi. Futbol “halkların afyonu mudur” yoksa emekçilerin, ezilenlerin dayanışmasını güçlendiren bir araç mıdır?

İngiliz sosyalist aydın Terry Eagleton bu konuda karamsar bir bakış açısına sahip:

“Eğer muhafazakâr Cameron hükümetinin varlığı radikal değişim arayanlar için kötü bir haberse, Dünya Kupası ondan da kötü nitelikte. Ne zaman sağcı düşünce kuruluşları halkın dikkatini politik adaletsizlikten koparmak ve ağır çalışmayla geçen hayatlarını telafi edecek bir tasarı ileri sürmeye çalışsalar, çözüm daima aynı oluyor: futbol. Kapitalizmin sorunlarını çözmek için hayal edilebilecek daha iyi bir yol yok.

Televizyonla birlikte, politik efendilerimizin o eski çıkmazına yanıt üreten mucizevi çözüm: İşçiler çalışmıyorken onları nasıl oyalayabiliriz?

Günümüzde futbol halkların afyonudur. Politik değişim hakkında ciddi olan hiç kimse, bu oyunun ortadan kaldırılması gerektiği gerçeğinin üzerinden atlayamaz.”

Eagleton önemli bir noktaya dikkat çekse de, futbolun kaderine ilişkin herkesin onunla hemfikir olduğu söylenemez. Spor yorumcusu John Barnes futbola ilişkin çok daha farklı bir bakış açısına sahip:

“Futbol sosyalist bir spordur. Mali olarak, bazı futbolcular diğerlerinden daha fazla kazanıyor olabilir fakat futbolcu bakış açısından, 90 dakika için, Lionel Messi veya Arjantin’in değiştirilebilir bir sağ bek oyuncusu olmandan bağımsız olarak, hepiniz aynı amaç için çalışıyorsunuz.”

“Süperstarlara sahip olmaktansa sosyalist ideolojiyi kucaklayan takımlar genelde daha başarılı oluyorlar. Veya süperstarlar varsa da kendilerini bu şekilde görmedikleri örneklerde… Bu nedenle Messi’yi bir örnek olarak kullanıyorum. Bir süperstar olduğu kadar aynı zamanda takım arkadaşlarına ve onların ortak çabalarına saygı duyuyor.”

Barnes önemli bir noktanın altını çiziyor. Her ne kadar milyoner futbolcular ön plana çıkarılsa ve futbolun bireysel rekabeti teşvik ettiği vurgulansa da, bir takım olarak bir araya gelebilen, kolektivizm ruhunu sahaya yansıtabilen takımlar, günün sonunda başarılı olabiliyor.

Eagleton’un herhangi bir ciddi politik değişim için “futbolun ortadan kaldırılması gerektiği” iddiasına geri dönelim. Bugünkü haliyle futbolun kapitalizmin bir ürünü olduğunu ve onun devamlılığına hizmet ettiğini kabul etmemiz gerekiyor. Fakat kapitalizm altında biçimlendirildiği için futbolun ortadan kaldırılması gerektiğini savunmak, genel sağlık sisteminin veya uluslararası seyahatlerin kapitalist temelde geliştiği ve kapitalistlerin çıkarına olduğu için ortadan kaldırılmasını savunmak kadar saçma olurdu. Kapitalizme karşı mücadelenin bir ön koşulu olarak, hiç şüphesiz, futbolun ortadan kaldırılmasına gerek yok. Fakat futbol kapitalistlerin bir kâr aracı olmaktan çıkarılarak emekçilerin çıkar gözetmeyen bir eğlence biçimi olarak geri kazanılmalı.