İran’da işçi eylemleri

İran’da 2017 Kasım ayında başlayan ulusal çaptaki kitlesel protestolar, çapı daralmakla birlikte, ağırlıklı olarak işçi sınıfının öncülüğündeki grevler ve eylemler üzerinden devam ediyor. Kasım ayında başlayan eylemleri hazırlayan koşullar ve talepler birçok noktada, 2011 yılında neredeyse tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini etkileyen devrimci ayaklanmalarınkiyle kesişmekteydi. Başını genç işsizlerin ve kadınların çektiği seferberlikler işsizlik, gelir adaletsizliği, yoksulluk gibi ekonomik sorunların yanında molla rejiminin ifade özgürlüğü, Araplar ve Kürtler gibi ezilen uluslar üzerindeki ayrımcı politikaları ve cinsiyet ayrımcı uygulamaları gibi özgürlükler alanındaki baskıcı karakterini de hedefine almıştı. Aradan geçen sekiz ayda bu talepler halen güncelliğini korumakta… Bunları, yayılarak devam etmekte olan grevlerde ve kadın eylemlerinde görmek mümkün…

Son 4 aylık dönemde işçi eylemlerinin ön plana çıkması ise kapitalist molla rejiminin yarattığı ekonomik enkazın bir sonucu. 82 milyon nüfusun yüzde 50’den fazlası yoksulluk sınırının altında yaşarken, gerçek işsizlik oranı yüzde 40 bandına dayanmış durumda. Aylık 200 dolar olan asgari ücret ise enflasyonun yükselişiyle birlikte sürekli olarak azalmakta. Bu koşullar altında özellikle yoğun Arap nüfusun yaşadığı Huzistan bölgesi olmak üzere ülkenin birçok yerinde ücretlerin ödenmemesine, güvencesiz çalışma koşullarına, sağlık sigortası ödeneğinin bulunmamasına ve özelleştirmelere karşı işçi grevleri yaygınlaşmakta.

Ulaşım (demiryolu işçileri ve kamyon şoförleri), eğitim, sağlık ve endüstri (petrokimya, çelik, şeker gibi) sektörlerde süren grevlerin İran ekonomisinin can damarı olan petrol, otomotiv gibi sektörlerde daha büyük ölçekli işletmelere yayılıp yayılmayacağı önümüzdeki dönemde mücadelenin seyri açısından belirleyici olacak. Rejim şu aşamaya kadar, tutuklamalar yoluyla, daha çok öncü işçilere dönük baskılarını artırdı. Bununla birlikte, eylemlerin kilit sektörlere sıçraması baskı aygıtının şiddetini artırabileceği gibi İran işçi sınıfı içerisinde birliğin ve örgütlülüğün pekişmesinin ve mücadelenin rejim karşıtı bir karaktere bürünmesinin de önünü açabilir.

Bu olasılığın farkında olan rejim, bir yandan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’dan gelen savaş tehditlerini içeride suni bir antiemperyalizm yaratarak lehine çevirmeye çalışırken, etnik, dini, cinsiyetçi ayrımcı politikalarıyla da İran işçi sınıfı ve halkı arasında bir kutuplaştırma yaratıyor. Ayrıca 2011’de bölgeyi etkisi altına alan devrimci dalganın kendisine sıçramadan bastırılması için politik ve askeri alanlarda karşıdevrimci bir müdahaleyle savaşa ayırdığı bütçeyi katbekat artırmış olan hükümet, şimdi bunun yaratmış olduğu sorunlarla da yüzleşmekte. 8 aydır gerçekleşen eylemlerde, hükümetin dış müdahaleci politikası ve savaşa ayırdığı bütçe kitleler tarafından sorgulanmakta.

Tüm bu çelişkilerle birlikte İranlı öncü işçiler mücadelelerini sürdürürken, bir yandan da işçi konseylerinin inşası hedefini önlerine koymuş bulunmaktalar. Bu noktada İranlı sosyalistlerin bu mücadeleyi desteklemeleri; kadınlar, gençler, ezilen uluslar ve diğer mücadele eden sektörlerle birleştirip, taleplerine emperyalizmden, rejimden ve rejim içerisindeki reformist liberal kanattan bağımsız bir politik program kazandırabilmeleri ve önderlik edebilmeleri bu devrimci potansiyelin evriminde belirleyici olacak.