Soğan-Patates ekonomisi!

Her zaman olduğu gibi yine ekonomik-sosyal vaatlerin tavan yaptığı bir seçim süreci yaşadık. Adaylar seçim dönemlerindeki vaatlerinin onda birini tam anlamıyla yerine getirmiş olsalardı muhtemelen Türkiye de, dünya da bugün cennete yakın bir yer olabilirdi. Oysa vaatlerin seçim dönemlerinde kalması neredeyse bir kuraldır. Sözler verilir, büyük laflar edilir ama çoğunlukla yerine getirilmez! Getirilmiş gibi olanlar ise diğer eritici faktörler altında hızla geçersiz hale gelir.

Örneğin, bu seçim döneminde de olduğu gibi, asgari ücrete yapılacağı söylenen dolgunca bir zam sözünü ele alalım. Asgari ücrete zam sözü gerçekten yerine getirilse bile, bugüne kadar olduğu gibi yine iki-üç aylık enflasyon ve zamlarla birlikte eriyip gidecektir. Dolayısıyla sormalıyız! Benzini, köprü geçiş ücretlerini dolara endeksleyenler örneğin asgari ücreti, emekli maaşlarını neden dolara endekslemezler?

Tabii ki aslolan ücretin miktarı değil alım gücüdür. İşçiler, emekliler maaşları ile ne kadar ekmek, meyve-sebze, et alabiliyorlar; maaşlarının ne kadarını kiraya, ulaşıma vermek durumunda kalıyorlar? Ölçü budur! Kısacası tüm hizmet ve ürünlerin fiyatlarının sürekli zamlandığı, buna mukabil işçi-emekçi ücretlerinin, alım gücünün ise sürekli eridiği koşullarda maaşlara zam bir göz boyamadan ibaret oluyor. Bu düzene kapitalizm diyoruz. Ve son 16 yıllık tecrübe, kapitalizmin abdestli olup olmamasının emekçi halk için bir fark yaratmadığını da zaten göstermiş durumda.

24 Haziran seçimlerinde muhalefet partileri asgari ücret için 2200-3000 lira arası vaatlerde bulundular. Üstelik asgari ücretin vergiden muaf tutulacağını da vaat ettiler. Kuşkusuz bunlar yetersiz ama olumlu vaatler. Lakin seçimlerin ardından bir ekonomik krizin baş göstereceği konusunda geniş bir mutabakat var. Bütün ekonomik göstergeler de bir krizi işaret ediyor. Bu koşullarda A’dan Z’ye her şeye daha da çok zam geleceğini, enflasyonun daha da artacağını, patronların daha fazla işten çıkarmalara girişeceğini bekleyebiliriz. Eğer asgari ücret bu zam ve enflasyon fırtınasında koruma altına alınmaz ise üç bin lira da olsa kısa sürede eriyecektir. Bir liralık soğan-patatesin beş altı liralara çıkma örneğinin tüm mal ve hizmetlere yayıldığı koşulları düşünelim. Bütün bunlardan dolayı ancak asgari ücretin erimemesini sağlayacak tedbirlerin alınması sağlanırsa, örneğin her üç ayda bir enflasyon oranında zam yapılması gibi, işte o zaman vaat edilen iyileştirmelerin bir anlamı olabilir. Bu koruma tedbirlerinin tüm emekli ve çalışan maaşları için de uygulanması, iş güvencesinin sağlanması da gerekmektedir.

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Kapitalizmin abdestli olanından bir hayır gelmediği gibi abdestsiz olanından da bir hayır gelmeyeceği açıktır. Kapitalizmin başına-sonuna eklenecek süslü laflarla daha insani hale gelebileceği bir hayaldir. Kapitalizm koşulları altında bunun başarıldığı yerler olduğunu söyleyenler olacaktır. Bunun, Erdoğan/AKP rejimi altında ekonominin çok kazandırdığını, hayatın çok güzel olduğunu söylemekten farkı yoktur. Böyle olmadığını, sadece bir avuç oligarşik gücün zenginleştiğini biliyoruz. Bir düzenin gerçek değerini belirleyen ölçüt, toplumun en geniş kesimlerine sağladığı sürdürülebilir imkânlar olmalıdır. Ve bu zenginlik ve mutluluk başkalarının fakirliği ve mutsuzluğu üzerine inşa olmamalıdır.