Alternatifimiz BRICS olabilir mi?

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti ülkelerini tanımlayan BRICS zirvesi bu yıl 25-27 Temmuz günlerinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’da düzenlendi. Türkiye ise üyesi olmadığı BRICS zirvesine bu yıl “İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı” sıfatıyla katıldı.

Türkiye’nin son yıllarda Avrupa ve ABD emperyalizmiyle yaşadığı kısmi iktisadi ve politik sürtüşmeler ile “eksen kayması” tartışmaları yeniden peydahlandı. Türkiye’nin ekseni doğuya, Avrasya’ya mı kayıyor? Soruyu daha doğru bir şekilde soralım: Türkiye kapitalizm içinde kalarak gerçekten emperyalist güçlerin iktisadi ve politik etkisinden kurtulabilir mi? Türkiye’yi yönetenler buna ciddiyetle bel bağlıyorlar. Cemil Ertem ve Yiğit Bulut gibi saray danışmanları Türkiye’nin geleceğini Rusya ve Çin “ittifakında” görüyor. Aslında bu fikir, Türkiye’nin yayılmacı bir devlet olma arzusunun dışavurumudur. Hedeflenen şey, emperyalist blok karşısında ona alternatif olarak gelişmekte olan çevre ülkelerin emperyalist ülkelere karşı direnebilecek iktisadi, politik ve askeri güce erişmesidir. Kısacası BRICS’lerin amacı, dünya kapitalizmine yön vererek hegemonya kuracak yeni bir iktisadi ve politik güç bloku olmak.

Saray’ın baş danışmanlarından Cemil Ertem’in BRICS zirvesini yorumlayışı Türkiye’nin “hayallerini” güzel özetliyor: “Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın ve tabii benzer diğerlerinin, tarihlerinde hiç olmadığı kadar, yeni özgün bir kalkınma çizgisine ihtiyaçları var. BRICS yapısının, Türkiye’yi ve Meksika’dan başlayarak diğer Latin Amerika ülkelerini de içine alarak önce G-20’nin, sonra da dünyanın en önemli iktisadi ve siyasi platformu olması çok önemli olacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güney Afrika’da dolar dışında yeni bir para sisteminin geliştirilmesini, önce ülkelerin yerel paralarla ticaret yapması ilkesinden yola çıkarak, önerecektir. Bu, aynı zamanda, yeni bir siyasi ve iktisadi düzen ve yeniden yapılanma önerisidir.” İfadeye dikkat çekmek isterim: “yeni bir siyasi ve iktisadi düzen” ve kapitalizmin yeniden yapılandırılması olarak okuyabileceğimiz “yeniden yapılanma” gibi üst perdeden sarf edilen cümlelerin arkasında hangi politik nedenler var?

Emperyalizm kriz içinde

Son on yıldır dünya ölçeğinde meydana gelen ekonomik kriz, emperyalist kapitalizmi sermaye birikim krizinin içine soktu. Yaratılan küresel artıkdeğere el koymakta yer yer zorlanan emperyalizm politik olarak bir yönetememe sorunu ile karşı karşıya. Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Uzak Doğu’ya kadar grev ve kitle ayaklanmaları son on yıla damga vururken ABD’nin askeri müdahalelerinin emperyalizmin yönetememe sorununu aşmak bir yana daha da derinleştirdiği hafızalara kazınmıştı.

Yazarın diğer yazıları

İşte bu konjonktür içinde emperyalist olmayan çevre ülkelerin kendi ülkelerindeki kapitalizmin buhranından kaynaklı toplumsal sorunlarla mücadele edebilmek için dönemsel olarak emperyalist ülkeler ile sürtüşmeler yaşayabildiğini görüyoruz. Neticede ne burjuvazi ile devlet arasındaki ilişki ne de emperyalist ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki ilişki statik ve doğrusaldır. Özellikle Türkiye gibi sermaye birikimi yetersiz ve emperyalizme bağımlı ülkelerin sadece ekonomik sebeplerle değil, jeopolitik sebeplerle de sürtüşmeler (ABD ile yaşanan Rojava gerilimi) yaşanabildiği görülüyor; Çin ile ABD’nin ticaret savaşı, Rusya ile ABD’nin hem Suriye hem de Ukrayna üzerinden yaşadığı gerilim ve nihayet Türkiye ile Brunson krizi olarak başlayan ve dolar-TL manipülasyonu olarak devam eden ekonomik görünümlü politik kriz…

Bu sürtüşmelerin kendisi emperyalizmden koparak ona karşı “yeni bir politik ve iktisadi güç” yaratmanın temelleri olamaz. Öyle ki, kapitalizm altında böyle bir iktisadi temel zaten yok. Emperyalizmi alaşağı etmek, kapitalizmi alaşağı etmekten geçer. Antikapitalist olmadan antiemperyalist olunamaz. Çünkü emperyalizm, devletlerin uluslararası ilişkilerinin salt bir parçası değildir. Emperyalizm kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Toplumsal üretim ilişkilerinin bir parçası olarak analiz edilmelidir. Mevcut üretim ilişkilerinin değişimini önünüze hedef olarak koymadığınızda emperyalist güçlere karşı yeni bir politik güç odağı yaratamazsınız. Ne BRICS ne başka bir ülke emperyalist dünya içinde kendi bağımsız kalesini kurmaya muktedirdir.

Hatırlayın, 24 Haziran öncesi Saray heyeti doların yükselmesi karşısında ilk olarak İngiltere’ye ziyaret gerçekleştirdi. Soruyoruz, neden Rusya’ya ve Çin’e gitmediniz? Bugün ABD tehditleri karşısında neden sığınacağımız limanlar BRICS ülkeleri değil de bir başka emperyalist ülke olan Almanya oluyor? Bizi, o çok “kıskanan” Almanya bugün ABD karşısında Türkiye’yi koruyan ülke rolüne neden soyunabildi?

Türkiye’nin stratejik müttefikleri; sermayelerine, paralarına, yatırımlarına muhtaç olduğumuz ülkeler BRICS ülkeleri değil başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerdir. BRICS ülkelerinin “gücü” de Çin faktöründen kaynaklanmaktadır. Çin’in emperyalizmle kurduğu bağ ve hedefleri başka bir yazının konusu, ama Çin’i BRICS içinden çıkardığımızda herhangi bir birlikten bahsedemeyeceğimiz çok açık.

Kısacası emperyalizme alternatif arayışları beyhude bir çabadan ibaret. Keza yeni bir sosyal ve ekonomik sistemin kapitalizm altında bile toplumsal karşılığı olmalı ve devrimci bir durum yaratmalıdır. Ya da böylesi bir sistem değişikliği kapitalizmi altüst edecek büyük bir sermaye yıkımıyla mümkün olabilir.

Emperyalizmden devrimci bir kopuş, küresel ölçekte kapitalizme son verecek enternasyonalist işçi devrimleri ile mümkündür. İşte o zaman emperyalizmin parmak sallamalarından kurtulabiliriz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.