Kürt hareketi ve sol üzerine bir değerlendirme

AKP-MHP koalisyonunun OHAL şartları altında ilan ettiği 24 Haziran seçimlerinin galibi Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı oldu. HDP ise, üzerindeki tüm baskılara rağmen yüzde 11,7’lik oya ulaşıp parlamentonun yeniden üçüncü büyük partisi olurken, 1,5 yıldır hapiste tutulan Demirtaş yüzde 8,4’lük oy oranına ulaşmayı başarabildi.

Ne oldu?

Saray ittifakının bütün baskı aygıtlarını ve devlet imkânlarını seçimleri kazanmak için nasıl seferber ettiği herkesin malumu. Seçimi önceleyen 2 yıllık OHAL sürecinde, muhalefeti kriminalize etme, tutuklama ve hatta KHK’ler aracılığıyla “yaşayan ölü” haline getirme noktasındaki baskı politikasından en fazla payını alanlar da başta HDP olmak üzere Kürt halkının temsilcileri oldu. Bu sürecin seçim sonuçlarına yansıdığı çok açık. Özellikle Hendek operasyonlarının yaşandığı 2015 yılından beri Kürt illerinde neredeyse kalıcı hale gelen ağır “güvenlik” konsepti, doğudan batıya artarak devam eden göç dalgasına sebep olmuş, bölgeye çok sayıda güvenlik gücü ve korucunun yerleştirilmesi ile süreç devam etmişti. Üstelik mahallelerin, okulların operasyonlar sonucu tahrip oluşu, bununla birlikte seçim sandıklarının başka ilçelere taşınmış olması, yaz sürecinde bölgeden göçen mevsimlik işçiler ve Suruç’ta seçim öncesi yaşanan olaylardan da öngördüğümüz muhtemel seçim usulsüzlükleri HDP’nin bölgedeki görece oy kaybının dinamikleri olarak özetlenebilir. Ancak tüm bu baskı ve yıldırma politikalarına karşın, HDP barajı geçerek meclisin üçüncü büyük partisi olabilmiş, üstelik batıdaki emekçilerin bir kesiminin de oylarını alarak Kürt ve Türk emekçilerinin Tek Adam Rejimi’ne karşı birlikte mücadele edebilme potansiyelini ortaya koymuştur.

Ya şimdi?

Seçim sürecinde HDP emekçi kitlelere herhangi bir somut politika sunabilmiş olmamasına rağmen meclise girdi, hem de sol-sosyalist adaylarla birlikte. Ne var ki, seçimler sonucunda Tek Adam Rejimi anayasal bir nitelik kazandı; yasama ve yargı fiili olarak feshedildi. Kısacası, yasa yolu ile yeni bir OHAL dönemi açıldı. Yeni rejimin Kürt sorununa ilişkin politikalarını öngörebilmek için müneccim olmaya gerek yok. Nitekim seçimden sonra 2 HDP’li milletvekiline soruşturma açılması, HDP ilçe örgütlerine yapılan baskınlar, sürecin nasıl seyredeceğine ilişkin ilk ipuçlarını sunmaya başladı.

Peki, ne yapmak gerekir? Meclisin fiili olarak ilga edildiği bir durumda parlamentodaki mücadeleyle sınırlı bir politik yöneliş, ne yazık ki beyhude bir çaba olacaktır. Mecliste olmak önemlidir ve meclis, emekçi Türk ve Kürt halkını birleştirecek somut politikaların kitlelere anlatılması açısından kullanılabilir. Ancak bu elbette meclisin fiili yapısıyla birlikte yer yer olanaksız ve en iyi ihtimal yetersiz kalacaktır; dolayısıyla bunun ötesine geçmek elzemdir. Sonuçta ülkenin gidişatından ve hayat şartlarından memnun olmayan işçi ve emekçilerin bir kesiminin AKP’den MHP’ye yönelmiş olmaları sol için her daim akılda tutulması gereken oldukça kritik bir derstir. Bu gerçeklik, ekonomik krizin yarattığı yoksulluğa, işsizliğe, dış borç ödemelerinin durdurulmasına yönelik taleplerimiz ile başta Selahattin Demirtaş olmak üzere tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılması, baskı ve savaş politikalarının durdurulması gibi Kürt sorunun çözümüne yönelik talepler ile köprü kurmayı gerektirmektedir. Bu da parlementarizmin dahi olanaklı olmadığı bir rejimde, sosyalist solun ve Kürt siyasetinin emekçi mahallerinde, okullarda, işyerlerinde adil ve eşit bir barışın ancak onurlu bir yaşam ile mümkün olabileceğini ısrarlı bir biçimde anlatmayı ve bunu kitlesel bir biçimde örgütlemeyi gerektirir.