Trump: Deli değil, kapitalist

Sık sık yapılan bir yanlışlık vardır: Herhangi bir ülkede, akıl ve insanlık dışı uygulamaların hayata geçirildiği görüldüğünde, geleneksel tepki, bu uygulamanın yüzü olan politikacının, yöneticinin, başbakanın ve benzerlerinin akıl sağlığından şüphe etmek olur. Bu aslında burjuva medya organlarınca bilinçlice yapılan bir kara propagandadır: İnsanların, barbar olarak nitelenen politikanın sorumlusu olarak düzenin kendisini değil, kişinin kendisini görmelerini isterler. Sorun, bir düzen ve yapı sorunu değil; düzen ile yapının başına geçmiş bulunan “yoz”, “deli”, “ahlaksız” birey sorunudur onlar için. Bugünlerde bu yüzeysel refleks, Trump’la ilgili olarak dile getiriliyor. Onun deli olduğu, psikolojik rahatsızlıkları olduğu söyleniyor. Bunların hepsi doğru olabilir. Ancak Trump, geniş kitlelerin tepkisini çeken saldırı politikalarını bir deli olduğu için değil, bir kapitalist olduğu için hayata geçiriyor.

Dünya kamuoyu, ABD sınır kapılarında yaşanan korkunç sahnelerle sarsıldı. Ne olmuştu “Amerikan rüyasının” kapılarında? ABD’ye göçmen işçi, yabancı çalışan veya mülteci olarak gelmiş kimseler sınır dışı ediliyordu. Zorla. Trump’ın talimatıyla aileler birbirlerinden koparıldı, kardeşlerin vedalaşırken kucaklaşması dahi yasaklandı. Ve aile fertleri teker teker farklı ülkelere gönderildi. Bir daha birbirlerini bulup, organize olup, ülkeye geri dönemesinler diye. Sınır dışı ediminden sorumlu olan şirket CEO Grup’un, çocukların bir kısmını kafeslere koyduğu görüntülendi. Federal Mahkeme, birçok ülkeden ABD’ye girişleri yasakladı.

Ardından NATO zirvesi geldi. Trump Avrupa ülkelerinin temsilcilerini haşladı: Askeri harcamaları artırmıyorlar ve NATO’ya yeterli finansal katkıyı sağlamıyorlar diye! Bunu yaparken Erdoğan’ı ayrı tuttu ve dedi ki “O işleri nasıl halledeceğini biliyor.” Bunların ertesinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelen Trump, iki ülkenin ortak hedefler etrafında çalışmayı sürdüreceğini ilan etti.

Ne Trump’ın göçmenler ile mültecileri ülkeden dışarıya zorla çıkarma politikası, ne de onun Batılı metropollere silahlara daha fazla para harcamalarını telkin eden konuşmaları, psikolojik bir rahatsızlıkla ilgili. Bunlar, ABD emperyalizminin 2008 ekonomik krizinin ardından benimsediği siyasal yönelişin sonuçları.

Trump, seçim süreci boyunca işçi sınıfından ve yoksullardan oy alabilmek için, sefalet koşullarının sorumlusu olarak göçmenleri ve mültecileri göstermişti. Onların Amerikan işlerine girdiklerini, böylece Amerikalıların işlerine yerleştiklerini iddia ederek, işsizliği sonlandırmak için onları kovacağını söylemişti. Ekonomik çöküşün yoksullaştırdığı kitlelerin öfkesini bankalardan ve devlet kurumlarından çekip, göçmenlere ve mültecilere yöneltmek istiyordu. Trump bugün yüz binlerce, hatta milyonlarca insanı evlerinden etme hazırlıklarına girişirken, yapmaya çabaladığı Birleşik Devletler kapitalizmini aklamak ve kurtarmaktır. Unutmadan; aynı kapitalizmin, en büyük ve dolgun kârlarını ucuz işgücü olarak çalıştırdığı ve şimdi de kapı dışarı ettiği göçmenler ile mülteciler üzerinden elde ettiğini söyleyelim.

Trump’ın dış politikasına da benzer dinamikler şekil veriyor. ABD, Ortadoğu’da bir politik ve askeri egemenlik krizi yaşıyor. Körfez, Afganistan ve Irak savaşları (aslında işgalleri) bu krizi hafifletmek bir kenara, daha da derinleştirdi. Bölge halklarının gözünde ABD’nin prestiji yerle bir oldu ve emperyalizmin bölgeye demokrasi götürdüğü yönündeki yalan da ardında büyük enkaz bırakarak yıkıldı. Özellikle 2008 ekonomik krizinden beri ABD askeri kara harekâtlarını fonlayamamak gibi bir gerçekle karşı karşıya kaldı. Şimdi ise askeri harekâtlara AB ülkelerinin daha fazla mali katkıda bulunmalarını istiyorlar. Çünkü askeri bir operasyon düzenlemek zorunda kalabilecekleri durumların baş verebileceğini öngörüyorlar!

Hayır, Trump deli değil. O, kaptan kamarasında oturduğu emperyalizmin ihtiyaçlarına dönük politikalar üretmeye çalışıyor. Ve eğer emperyalizm kalıcı bir biçimde yenilgiye uğratılmazsa, onun kaptan kamarasında oturacak olan daha çok “deli” göreceğiz…