Krizin faturası patronlara, ama nasıl?

Ekonomik krizin giderek derinleşmesi, sanayi merkezlerinde işten çıkarmaları da beraberinde getirdi. Her fırsatta “garibanların” koruyucusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun tepesinde oturduğu Tek Adam Rejimi, krize dair pozisyonunu almış görünüyor. Öyle ki ülkenin her yerinde işten çıkarmalara, sendikal haklar önündeki engellere karşı mücadele eden işçilere polis-jandarma zoruyla karşılık vermekten geri durmadı. Geçtiğimiz günlerde yüzlerce işçi çeşitli işyerlerinde direnişteyken gözaltına alında, onlarcası da tutuklandı.

Rejimin işçilerin karşısında patronların safında tutum alması beklenir bir durum. Peki, işçi sınıfının örgütleri olan sendikalar kriz ve işten çıkarmalar karşısında nasıl bir tutum alıyor?

Türk-İş’in 21 Eylül’de gerçekleştirdiği başkanlar kurulunun ardından yayımladığı bildiride şu ifadeler yer alıyor: “Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için ‘ortak akıl’ etrafında birleşilmelidir. […] Kamuoyuna açıklanan Orta Vadeli Program’da yer alan ekonomik hedeflere ulaşılması ortak beklentidir. Ülkenin gerçekleriyle uyumlu kalkınma hedefi ve sosyal politikalarla donatılmış bir programın uygulanmasına, toplumun tüm kesimleri gücü oranında katkı sağlamalıdır.”

Görüldüğü gibi ülkenin en büyük işçi sendikaları konfederasyonu kriz karşısında hükümetin açıkladığı ve tamamen işçi düşmanı programına eklemlendiğini ilan etmiş durumda. Hak-İş ise, hükümet gibi, bir ekonomik kriz olmadığı kanaatinde olacak ki bu konuda tamamen sessiz kalmayı tercih ediyor.

DİSK ise toplu işten çıkarmaların yasaklanmasını ve ücretlerin derhâl artırılmasını talep eden bir mücadele programı sunuyor. Yani işçilerin tek tek işten çıkarılması DİSK için bir sorun teşkil etmiyor, sadece toplu tensikat bir sorun! Bunun yanında ücretlerin enflasyon karşısında korunması gerektiğini ve derhal zam yapılması gerektiğini vurguluyor. Oysa gerçek enflasyon karşısında ücretler çoktan erimiş durumda. Kaldı ki, kimi şirketlerin işçilerin tepkisinden çekindikleri için “önleyici zam” yaptıkları da bir gerçek. Bu durumda, DİSK’in önerdiği ve belirsiz bir ücret artırımı öneren mücadele programı kriz karşısında bir çözüm olmaktan uzak.

Bu veriler ışığında, biz işçilerin sendikalara sahip çıkmasının ve bu yolla örgütlerimize taleplerimizi taşımanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Zira, patronlar ve onların işbirlikçilerinin kâr oranlarına endeksli çözüm önerilerinin bizler için kalıcı çözüm olması mümkün değil. İşten çıkarmaların derhal yasaklanması ve ücretlerin her ay düzenli olarak enflasyon oranında artırılarak korunmasını sınıf örgütlerinin gündemine taşımak ve bu örgütler aracılığıyla mücadeleye atılmak, var olan mücadeleleri daha ileriye taşıyabilmek için olmazsa olmaz bir koşul.