Emperyalizmin krizi, Trump iktidarı ve işçiler

Emperyalizmin kaptan kamarasında oturan Donald Trump’ın iktidarı birtakım sınavlardan geçiyor. Bu sınavlar ABD içiyle sınırlı değil, uluslararası bir karaktere sahip. 2008 kriziyle beraber sarsılan ABD emperyalizmi, kendi ulusal pazarını, bankalarını ve ulus ötesi kâr kaynaklarını muhafaza edebilmek için Trump önderliğinde yarı-korumacı diyebileceğimiz önlemleri gündeme getirdi. Bunlardan en önemlisi Trump’ın çelik ithaline %25, alüminyum ithaline de %10’luk gümrük vergileri getirmesiydi.

Trump şimdi de NAFTA’yı (Meksika, ABD ve Kanada’yı kapsayan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) rafa kaldırarak, iki taraflı bir ABD-Meksika ticaret anlaşması teklifi yaptı. Bu, Meksika için emperyalizme tanınması gereken yeni imtiyazlar anlamına geliyor. Eğer Kanada da anlaşmaya dahil olmak isterse, Birleşik Devletler’le olan ekonomik ilişkilerini “ABD lehine” değiştirmesi gerekecek.

ABD emperyalizminin komşularına dönük sürdürdüğü ekonomik zorbalık-şantaj politikası ile gümrük vergileri çizgisi, dünya kapitalizminin çeşitli ülkeler arasında ticari anlaşmaların asgari ortaklık zeminini yaratamadığını gösteriyor. Elbette bu emperyalizmin ilk ekonomik zorbalığı değil. Ancak süreç bir “ticaret savaşları” biçimini kazanmış durumda. Çin, ABD’nin bu hamleleri karşısında soya fasulyesi, pamuk, mısır, tütün ve araba gibi metalara gümrük vergisi getirdi. Bugün aynı zamanda hem saldırgan hem de korumacı olan ekonomi politikalarının özgün yanını, 2008 buhranının etkilerini atlatamamış olan kapitalizmin bir pazarlık masası yaratamaması oluşturuyor.

Dünya Ticaret Örgütü, “olağan” zamanlarda kapitalist ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin kurallarından sorumlu olan bir organizasyon. Bu örgütün Katar’ın Doha kentinde yaptığı ve yeni ticaret müzakerelerinin tartışıldığı “Doha Raundu” isimli toplantı kararları, 17 yıllık geçmişine rağmen bu yeni çelişkiyi çözmekte başarısızlığa uğradı. Öngörülere göre bu başarısızlığın bedeli dünya ekonomik büyümesini %1, ABD’nin büyümesini ise %5 oranında düşürecek.

Trump, ülke içinde kendine oy veren küçük ve orta ölçekli sanayi ve ticaret erbabının pazar çıkarlarını gözeterek gümrük vergileri siyasetine girişmişti. Ancak bu hat, ABD emperyalizminin çelişkilerini aşmasına yardımcı olmadı, aksine durumu kötüleştirdi. Princeton Üniversitesi’nden bir profesör Trump’ın ticaret savaşı yapmadığını, ticaretin kendisine savaş açtığını söylüyor. Gümrük vergileri, üretimin maliyetini artırmaya başladı bile. Bu maliyet artışına karşı ilk harekete geçenlerden biri uluslararası Harley Davidson firması oldu. Harley Davidson üretim maliyetlerinden dolayı Kansas fabrikasını kapattı. Onu birçok uluslararası firma ve tekel izleyebilir.

2018’in Kasım ayında ABD’de Kongre ara seçimleri yapılacak. Seçimler yaklaşırken, ABD devlet aygıtı ve egemen kurumları politik tezatlarla ve işlevsiz fraksiyon çatışmalarıyla sarsılıyor. Trump yönetimindeki Beyaz Saray iç bölünmelerle parçalanıyor, “saray darbesi” dedikoduları havada uçuşuyor, istihbarat servislerinin çeşitli temsilcileri kafa karıştıran açıklamalarda bulunuyor ve medya ile Demokrat Parti de bu kavgayı kızıştırıyor. Washington Post gazetesi, bir süre önce yayınladığı bir köşe yazısında, 18. yüzyılda yazılmış bulunan ABD anayasasının 21. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap veremediğini ilan etti.

Trump bütün bu hengamenin sebebi değil, o sadece bir semptom. Emperyalizmin egemenlik buhranı dünya çapında ticaret savaşları şeklinde ifadesine kavuşurken, ABD’de de bir burjuva önderlik krizi biçimini alıyor. Bu iki dinamiğin de kitlelerin demokratik ve sosyal haklarına dönük saldırıları pekiştireceği ve egemen blokların bu pekiştirme uğruna baskı aygıtlarını güçlendirmek isteyeceği açık.

Ne yeni bir kapitalist ticaret konsensüsü, ne de Kasım ayındaki seçim sonuçları dünya işçi sınıfını bekleyen tehditlerin kökünü kazıyabilir. Aksine işçi sınıfı ile ulus devletler, hükümetler ve kapitalizm arasındaki çelişki daha da derinleşecek. Bu olurken, emperyalizmin kâğıttan kaplan olduğu gerçeği akıllardan hiç çıkmamalı.