Kriz döneminde mücadele ve muhalefet

Hükümetin kriz yok söylemine karşın yüzde 20’lerin üzerinde enflasyon, yüksek döviz kuru karşısında temel tüketim maddelerinde ve vergilerde yaşanan fahiş artışlar işçi ve emekçi kesimleri daha da büyük bir darboğaza soktu. Son olarak açıklanan Orta Vadeli Program’a göre, namı diğer YEP’te, yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 20,8 olması ise; geçen yılın enflasyon beklentilerine göre, zamları belirlenen kamu çalışanlarının ve asgari ücretlinin maaşlarının yok hükmünde kalacağına işaret ediyor. Ayrıca yine bir seçim vaadi olarak, 1 milyon taşerona kadro verdiğini savunan iktidar, bu yeni ekonomik programa göre taşeron işçiye Ekim 2020’ye kadar 6 ayda bir sadece yüzde 4 zam yapacak.

Bunun karşısında, “İhracat arttı, sanayiciler çok mutlu” diyen Konya Sanayi Odası Başkanı Memiş Kütükçü’nün de dahil olduğu birçok işveren, ekonomik krizi bahane ederek işçileri atmaya başladı. İşçiler de kendilerini açlığa ve onursuz bir yaşama mahkûm eden bu zorbalığa karşı birçok yerde sendikalı ya da sendikasız ancak son derecede örgütsüz olarak direnmeye başladı. Bu eylemler şu anda 3. Havalimanı’nda olduğu gibi, korkunç bir zor ve baskı yoluyla bastırılsa da, gün geçtikçe başka başka yerlerde irili ufaklı işçi direnişlerinin, eylemlerinin başladığına şahit oluyoruz. 2018 kışı ve önümüzdeki yıl ekmek mücadelesi açısından keskin geçeceğe benziyor. Ve aynı sene bizi bu atmosferde yerel seçimler bekliyor.

Muhalefet krizin ne yanına düşer?

Ekonomik krizler, insanları işinden ve aşından eden, aynı zamanda zengin ve fakir arasındaki uçurumun öfke ve hoşnutsuzluk yarattığı ancak işçi ve emekçilerin örgütsüz oldukları, solun mücadeleci bir politika izlemediği durumlarda da umutsuzluğun filizlendiği, mücadelenin küçüldüğü dönemler. Bunu kapitalizmi yönetenler gayet iyi biliyor. Muhtemelen iktidar da bu hoşnutsuz atmosferi yerel seçimler gibi ülkeyi politize eden bir dönemde manipüle etmeyi gayet iyi bilecek.

İşte bu noktada, HDP de yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi iktidar cephesine karşı tüm demokratik muhalefetin bir araya gelmesi olarak açıkladı. Aynı zamanda ekonomik krize karşı da mücadele kararı alındı. Bu açıklamada, seçim çalışmalarında çeşitli illerde tabandan örülecek birlikteliklerin doğal bir ittifaka dönüşeceği ve iktidarın geriletebileceği öngörüsü mevcut. Ayrıca kayyum atanan belediyelerin geri alınması da temel hedeflerden biri.

Bu açıklama olumlu görünmekle birlikte; hem bazı eksiklikleri hem de 24 Haziran pratiğiyle birlikte düşünüldüğünde bazı riskleri barındırıyor. Eksiklik şu ki; ekonomik krize karşı yaşamsal birkaç talebi içeren bir mücadele programı sunmuyor: işten atmaların yasaklanması, dış borç ödemelerinin durdurulması bugün yoksul halkın çıkarına yaşamsal ve seferber edici talepler… Bununla birlikte, programı yalnızca iktidara karşı olmak ile tanımlanan bir muhalefet; herkesin sevdiği birkaç popüler sol figürün aday gösterilip işlemeyen bir meclise ya da her an kayyum atanabilecek bir belediyeye girdiği genel seçim politikasını hatırlatıyor.

Kitlelerin yılgınlığa ve umutsuzluğa kapılmamaları için, onları ekonomik krizin tahribatı karşısında seferber edecek bir yerel seçim programına ihtiyacı var.