MİT’in tırları, devletin ekonomisi, onların Cumhuriyet’i ve bizim emeğimiz

Şu anda Diyarbakır’a gidecek olursanız kayyumun en çarpıcı örneklerinden biri ile karşılaşırsınız. Kayyum yönetimi -estetik beklentileri bir kenara bırakacak olursak- Diyarbakır’da Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş icraatlar yapıyor. Tabii kendi bütçesi buna yetmediği için çok sefer AKP’li başka belediyelerden hibe alıyor. Ancak Diyarbakır’da yoldan geçen herhangi birine bu yenilikleri kimin yaptığını sorarsanız size belediye demiyor. “Kayyum yapmıştır,” diyor. Çünkü atanmış ile seçilmişin arasındaki farkı halk biliyor. Dahası tüm bu yatırımların bir şeyleri elden almak için yapıldığının da bilincindeler. Yani mücadele sürüyor.

Cumhuriyet gazetesi örneği hiç de bu tip bir örneğe benzemiyor. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, o cenahta bizim bildiğimiz manada bir mücadele falan sürmüyor.

Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği ilk bakışta pek çoğumuza Cumhuriyet gazetesine bir nevi kayyum atandığı doğrultusunda bir izlenim yaratmış olabilir. Ancak kazın ayağı öyle değil.

Cumhuriyet gazetesinin vakfındaki yönetim değişikliğinin ardından, içlerinde Basın-İş sendikasının genel başkanı Faruk Eren’in de bulunduğu pek çok emek dostu görevinden alındı yahut çalışamaz hale getirildi. Bu darbe de AKP tarafından değil, bizzat ulusalcılar tarafından vuruldu. Aslında Cumhuriyet’teki değişiklik ulusalcı kanadın ekonomik kriz karşısında hükümetin yanında tavır almasının bir sonucuydu.

Meral Akşener’in, Deniz Baykal’ın, Temel Karamollaoğlu’nun kriz karşısında hükümete alkışlarcasına destek vermesi aslında bu gerçeği ortaya çıkarıyor. MİT Tırları Davası’nda tutuklanan Enis Berberoğlu’nun aniden hapisten çıkarılması da bu husustaki şüphelerimizi derinleştiriyor. Demek ki ne imiş, söz konusu olan haber alma özgürlüğü değil sermayenin bir kesiminin istediği haberlerin yayılmasının özgürlüğü imiş. Yoksa gerçek özgürlük kavgası gibi bir dertleri yokmuş!

Bugüne değin bizlere AKP ile diğerleri arasındaki çatışmayı temel sorun olarak gösterenlerin, bugün kendi istekleri ile hiç de öyle teslim falan alınmaksızın hükümetin arkasında durduklarını görüyoruz. Ne için? Havalimanı işçileri ölsün diye (sahi nerede CHP milletvekili, eski DİSK başkanı Kani Beko?), Kürt Memet nöbet tutsun diye, krizin faturası işçilere kesilsin diye…

Cumhuriyet gazetesi örneği ve havalimanı işçilerinin direnişi bizlere gerçek yarılmanın nerede olduğunu gösteriyor. Söz konusu sistemin devamı ve patronların kârı olunca hemen kendi sınıflarının dayanışmasını gösteriyorlar. Maske düştü: Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-İslamcı gibi ayrımlarının nasıl da yapay olduğu açığa çıktı. 3. Havalimanı işçilerinin direnişi ise, gerçek ayrımın bir avuç patron ile işçi-emekçi ve yoksullar arasında olduğunu gösterdi.