Şarbonlu et, ya da tekrar çal Sam: Zeytinyağlı yiyemem aman…

İthal etlerin denetimden geçmemesiyle başta İstanbul olmak üzere pek çok şehirde şarbon hastalığı görüldü. Binlerce hayvan karantinaya alındı. Sonrasında halen sözde boykot uygulanan ABD ile süt ürünleri alım anlaşması yapıldı. Şu anda Türkiye tarım ürünlerinde de dışa bağımlı bir hale gelmiş durumda. Peki, bu duruma nasıl düştük?

Marshall yardımı

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin ABD’den aldığı Marshall yardımının bir karşılığı olur. Türkiye ABD’den mısır yağı ve Amerikan kumaşı ithal etmeyi taahhüt eder. Artık yemekler yaygın ve sağlıklı olan zeytinyağı yerine zararlı ve ithal mısır ve margarin yağlarıyla pişmeye başlar.[1]

Hayvancılığın seyri

Öncelikle büyükbaş hayvan yetiştiriciliği coğrafyamıza uygun değildir. Normal şartlarda Türkiye’nin iklimi (dolayısıyla tarihsel olarak yemek kültürü de) küçükbaş hayvancılığa yatkındır. Ancak büyükbaş hayvan üzerine kurulu kırmızı et endüstrisi maliyeti çok daha fazla ve daha kirletici bir endüstri olmasına rağmen yalnızca daha kârlı olduğu için dünyada da Türkiye’de de yaygınlaştı. Bunun sonucu olarak tarıma uygun arazilerin ekimi yerine büyükbaş hayvan yetiştiriciliği ağır bastı, küçükbaş hayvan yetiştirilmesine yönelik teşvikler daraltıldı. Tarıma yönelik destek ve teşviklerin büyük sığır çiftliklerine akması, bunun dışındaki ürünlerde teşvik ve sübvansiyonun azaltılması durumu daha da kötü hale getirdi.

AKP’nin şarbon doğuran politikası

Bu sarsıcı değişiklik hem toplum sağlığına zarar verip hem de proteine daha pahalı şekilde ulaşmamız sonucunu doğurdu. AKP’nin Et ve Balık Kurumu’nu özelleştirmesiyle birlikte kuruma 2010 yılında et ithal etme hakkı verilince de iyiden iyiye dışa bağımlılık artmış oldu. Halkın ekonomisi sarsıldı ve sağlığı umursanmadı.

Dışa bağımlılık öyle bir boyuta ulaştı ki, Ziraat Mühendisleri Odası’na göre tarım ürünleri dış ticaretinde Türkiye 2017 yılında 729 milyon dolar açık verirken, 2018 yılının ilk 7 ayında verilen açık 2 milyar dolara ulaştı. Yanlış tarım politikaları ile Türkiye, Belçika büyüklüğünde bir tarım arazisini yitirdi. Son bir yılda Zonguldak’ın yüz ölçümüne denk ekilebilir tarım arazisi çiftçilerce terk edildi.

Kapitalist bir bakanlık

Doğru bir teşvik ve tarım programı ile sorunların çözülebileceği son derecede net. Ancak Erdoğan’ın Tarım Bakanı geçmişte Kanada’dan dondurulmuş patates alarak zenginleşmişti (Patates krizini daha o zamanlarda temellendirmişti). Görünen o ki, kapitalist bakanın yaptığı, yapacaklarının teminatı olmayı sürdürüyor.

[1] Bu yıkıcı değişimi özendirmek için üretilen türkülerden biri de “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman”dır. Ayrıntılı bilgi için Murat Meriç’in “100 Şarkıda Memleket Tarihi” adlı kitabını inceleyebilirsiniz.