Sendikacı krizden neden korkar?

Sendika bürokratlarının üyelerine yönelik lakaytlığından, ilgisizliğinden, hatta patron taraftarlığından şikâyet oldukça yaygındır. Geçenlerde Manisalı işçi arkadaşlarımla sohbet ederken -adını vermeyeceğim- bazı işyerlerinde bu durumun ciddi sıkıntılara neden olduğunu dile getirdiler.

Hem de işyerlerinden birisinde DİSK’e bağlı Birleşik Metal örgütlü. Sendika profesyonelleri işyerinde mahkeme sürecinde olan yetki anlaşmazlığının mahkemece karara bağlamasını bekliyorlar. Ama bu arada işyerinde sorunlar var. Üstelik işveren işçileri sendika üyeliğinden istifaya zorlamakta, şirket adı değiştirmek gibi yollara başvurup toplu işten çıkarmaya yönelme sinyalleri vermekte. İşçilerin ekonomik kriz koşullarında işlerini kaybetme gibi tehlikeli bir durumla karşı karşıya olmaları bile sendikanın onların yanına koşmasına yetmiyor.

Gene Birleşik Metal’in örgütlü ve yetkili olduğu bir başka işyerinde ise sendika bürokratının, sanki patronun sözcülüğünü yaparcasına, “fazla mesaiye kalmıyormuşsunuz”, “fazla rapor alıyormuşsunuz” gibisinden işveren şikâyetlerini işçilere aktarması elbette işçiler arasında kızgınlığa, sendikaya güvensizlik duymalarına yol açıyor. Oysa işyerinde bir dolu sorun var (çay molalarının verilmemesi, tuvaletlerin yetersizliği, acil çıkış kapılarının kilitli olması, bazı birimlerde banyo bulunmaması vb.) ama sendikacılar bu sorunların çözümü yerine, işçileri düzenli çalışmaya davet ediyorlar. Şimdi işçilerin sendika değiştirmek (Türk Metal’e geçmek) gibi konuları gündeme almış olmaları DİSK açısından son derece olumsuz bir gelişme.

Ama beterin beteri var. Türk Metal bürokratları hiç lafı dolaştırmadan patronların yanında konumlanıyorlar. Ankara’da örgütlü oldukları işyerlerinde “kriz var, aman mesaiye kalmazlık yapmayın, işlerinize sahip çıkın” diye işçilere talimatlar veriyorlar. Fazla mesai yapmanın anlamını onlar da gayet iyi biliyorlar: Fazla mesaide geçen her saat, işçiler üzerindeki sömürü oranının artması demektir. Yani Türk Metal sendikacıları, krizden kurtulmak için işçi sınıfı üzerindeki sömürünün yoğunlaştırılması yolundaki patronlar ve hükümet planına destek vermiş oluyor.

Sendika bürokratları krizden iki nedenle korkuyorlar. İşçilerin işsiz kalmasına sınıfsal bir gerileme olarak değil, üyelik aidatlarının düşmesi ve böylece kendi ayrıcalıklarının gerilemesi penceresinden bakıyorlar. Yani birinci korkuları, kendi çıkarlarını kaybetme olasılığı. Ama ikinci ve daha büyük bir korkuları var: İşçilerin krizin sonuçlarını kabul etmemeleri, faturanın kendilerine kesilmesine hayır demeleri. İşçilerin başlatacakları bir direniş onların yıkımı, sendikaların ise demokratikleşip gerçek sınıf örgütleri haline dönüşmesine yol açabilir.

Hükümet de aynı şeyden korkuyor. Yaşam ve çalışma koşullarının berbatlığına isyan eden 3. Havalimanı işçilerine de işte tam da bu nedenle vahşice saldırdılar. Bir-iki yerel sendikasının dışında Türk-İş konfederasyon ve sendika bürokrasilerinin sessiz kalarak, hükümetin işçilere saldırısını desteklemeleri de gene bu korkunun sonucu. Sendika bürokratlarının işçilerden korkusu krizle birlikte artıyor.

Hep söylüyoruz: İşçiler bir yandan patronlara, diğer yandan da sendika bürokratlarına karşı mücadele etmek zorunluluğuyla karşı karşıyalar. Kriz patronların, bürokratların ve hükümetin işçilerden-emekçilerden daha da fazla korkmasına neden oluyor. O halde gün biz emekçilerin daha cesaretli olma günüdür. Krizin işimiz ve hayat şartlarımız üzerindeki sonuçlarını kabul etmemeliyiz.