İkiyüzlü dış politika!

Erdoğan rejimi, içerideki ve dışarıdaki başarısızlıklarının sorumluluğunu “dış güçlere” ve onun içerideki “yerli ve milli” olmayan uzantılarına yıkmış durumda. Olumlu olarak görülen ne varsa, bunlar Erdoğan rejiminin millete sunduğu hizmetler anlamına gelirken, yaşanan tüm olumsuzluklar “dış güçlerin ülkemiz üzerinde oynadığı oyunların” bir sonucu. Örneğin, ekonomide yaşanan yıkım AKP hükümetlerinin 16 yıl boyunca uyguladığı politikalardan değil, dış güçlerin ülkemize açtığı ekonomik savaştan kaynaklanmakta.

Bu dış güçlerin kimliği ise, rejimin gündelik ihtiyaçlarına göre sürekli olarak değişmekte. Örneğin, bir gün Trump, ABD’deki “müesses nizama” direnen bir Türkiye dostu olarak sunulurken, ertesi gün Türkiye’ye karşı ekonomik savaş yürüten güçlerin lideri haline dönüşmekte. Almanya’ya, “FETÖ ve PKK’yı desteklediği” gerekçesiyle bizzat Erdoğan tarafından posta koyulurken, şimdi damat Albayrak tarafından ilişkilerimizin normale dönmesi sevinçle karşılanıyor. “Faiz baronları” ülke ekonomisi üzerinde manipülasyon yapmakla suçlanırken, Ekonomi Bakanı Londra’da bu baronları ülkenin aslında yatırım yapmak için ne kadar müsait olduğuna inandırmaya çalışıyor. ABD’ye giden Erdoğan ise, bu ülkedeki “faiz lobisini” ikna etmek için özel toplantılar düzenliyor.

Saray rejiminin sözcüleri ve kalemşorları, yaptıkları sert zikzaklarla esasında kendi kendilerini enselemiş oluyorlar. Eğer Trump ve ABD, Türkiye üzerinde bir ekonomik savaş yürütüyorsa, bu durumda hükümetin hesap vermesi gereken önemli başlıklar bulunuyor. Öncelikle, ülke ekonomisine karşı ekonomik savaş yürüten ABD’ye karşı ne gibi önlemler aldınız ve almaktasınız? Ülkede ABD’nin çokuluslu şirketleri Türkiyeli işçileri sömürerek kârlarını yurt dışına transfer etmeye devam mı edecek yoksa bu şirketleri tazminatsız kamulaştıracak mısınız? Ülke ekonomisi üzerinde manipülasyon yapmakla suçladığınız bankalara ve tefecilere dış borç ödemeyi sürdürecek misiniz, yoksa bu tefecilere borcu ödemeyi ret edecek misiniz? Ülkede bulunan NATO üslerini kapatıp NATO’dan çıkacak mısınız, yoksa “ekonomik savaş” açmakla suçladığınız ülkenin “stratejik ortağı” olmayı devam mı edeceksiniz? Bir yandan ekonomik savaştan, düş güçlerin oyunundan ve faiz lobisinden bahsedip diğer yandan emperyalizme bağımlılık politikalarını aynen sürdürerek Saray rejimi ikiyüzlü ve çıkarcı dış politikasını tutarlı bir şekilde devam ettiriyor.

Benzer tutum Suriye politikası için de aynen geçerli. Saray rejimi sivil ölümlerden ve ülkedeki yıkımdan Esad rejimini, Rusya’yı ve İran’ı sorumlu tutarken, Astana süreciyle Rusya ve İran’ı yeni müttefikleri ilan ediyor ve Erdoğan, yeniden “değerli dostu” olan Putin’le Soçi’de İdlib’in geleceğine ilişkin bir yol haritası belirlemeye çalışıyor. Suriye’ye dönük ırkçı, mezhepçi ve yayılmacı dış politikası çöken AKP hükümeti, İran ve Rusya’yla anlaşarak Suriye’nin yeniden şekillendirilmesinde söz sahibi olma çabasında. Saray rejiminin önceliği İdlib’de ve Suriye’nin geri kalanında sivil ölümlerini durdurmak değil, geçiş sürecinde Suriye’nin yeniden inşasından pay kapabilmek, “ılımlı İslamcı” vekilleri aracılığıyla ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmek ve Kürtlerin ulusal, demokratik haklarının tanınmasının önüne geçebilmektir.

Saray rejiminin sahte antiemperyalist söylemleri ve ekonomik ve sosyal yıkım yaratan politikalarıyla ancak sahici bir antiemperyalist, antikapitalist ve enternasyonalist bir programla mücadele edilebilir. Dış borç ödemelerinin reddi, çokuluslu şirketlerin ve finans ve sınai tekellerinin tazminatsız kamulaştırılması, emperyalist ve yayılmacı politikalara karşı bölgedeki sosyalist güçlerin ortak mücadelesi… Emekçilere dönük yoğunlaşan saldırılar karşısında bölgedeki tüm sol, sosyalist güçlerin böylesi bir program etrafında bir araya gelmesi kaçınılmaz bir görev haline gelmiş durumda.