Irak’ta halk ayaklanması

Irak, Temmuz ayının başından bu yana kitlesel halk ayaklanmalarına sahne olmakta. Eylemlerin başlangıcında kolluk güçleri eliyle emekçileri bastırmaya çalışan hükümet, onlarca kişinin ölümüne yüzlercesinin de yaralanmasına sebep olsa da seferberliklerin önüne geçememişti. İşsizliğe, gelir adaletsizliğine, yoksulluğa karşı, temiz suya ve elektriğe erişim hakkı gibi yaşamsal taleplerle sokağa dökülen kitle hareketini şiddet yoluyla bastıramadığını fark eden Irak hükümeti, makyaj niteliğinde düzenlemeler yapacağı vaadini ileri sürdü.

Hükümet tarafından ekonomik alanda önlemler alınacağının, 10.000 yeni iş imkânı yaratılacağının, elektrik ve suya erişime çözüm bulunacağının açıklanmasının ardından seferberliklerin seyrinde bir geri çekiliş gözlenmekte. Ancak hükümetin vaatlerini ne oranda yerine getireceği önümüzdeki süreçte belirleyici olacak, çünkü Iraklı emekçilerin eylemler sırasında ortaya koydukları direnç, mevcut ekonomik ve toplumsal koşullara tahammüllerinin kalmadığının bir kanıtı.

Ayaklanmanın fitilini ateşleyen ekonomik talepler olsa da, devlet eliyle emekçilere dönük uygulanan şiddet, eylemlere hükümet karşıtı bir karakter de kazandırdı. Birçok kentte hükümet binaları ve egemen siyasi partilerin büroları kitleler tarafından ateşe verildi. Öte yandan ülke petrolünün ihraç yollarının önemli bir kesimi emekçiler tarafından kapatılırken, kitleler petrol üretim alanlarını işgal etmeye ve petrol rezervlerine el koymaya çalıştılar. Hâkim Şii partisinin oy tabanı olarak görülen ülkenin güney bölgesinin ayaklanmada başı çekmesi kitlelerin mevcut düzene karşı hoşnutsuzluklarını ortaya koyması açısından önemli. Ayrıca geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleşen genel seçimlerde, Iraklıların %55’inden fazlasının sandığa gitmemiş olması da halkın sistemi ve düzen partilerini sorguladığının göstergesi.

Politik kriz

Ülkede yaşam koşulları emekçi halk için katlanılamaz bir boyut kazanırken, politik kriz de buna paralel olarak derinleşiyor. Son seçimlerden bu yana Şii, Sünni ve Kürt burjuva partileri arasında hükümet kurmak için bir anlaşmaya varılamamış durumda. Ve bu burjuva kamplar arasındaki çatışmalar da emperyalizmin 2003 yılındaki müdahalesinden sonra ülkede kurulmaya çalışılan ABD ve İran güdümlü düzenin istikrarsızlığını ve yozlaşmasını gözler önüne seriyor. Ekonomik ve politik krizin böylesine derinleştiği bir atmosferde başlayan halk ayaklanması karşısında, muhalefet dahil tüm burjuva partilerinin kitle hareketinin karşısında konum almış olması da eskisi gibi yönetilmek istemeyen Iraklı emekçilerin mücadelesinin geleceği açısından bir diğer önemli konu.

Aslında bu konu 2011 yılından bu yana Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sınıflar mücadelesinin seyri açısından hayati bir yere sahip. Emekçiler mevcut düzene karşı ayaklandıklarında, onların ekonomik ve siyasi taleplerini sahiplenip ileriye taşıyabilecek, düzenden kopuş için bir kılavuz olabilecek devrimci bir önderliğin eksikliğinin kitle seferberliklerinin seyrinde ne kadar belirleyici olduğunu son yedi yılda bölgedeki birçok ülkede gördük. Bazılarında demokratik gerici yöntemlerle kitlelerin siyasi talepleri bir oranda karşılanarak ekonomik talepleri yok sayıldı (Tunus), bazılarında askeri darbe yoluyla karşıdevrim galebe çaldı (Mısır), bazılarında ise mevcut rejim, emperyalizm ve bölge ülkeleri kitle seferberliğinin önüne geçmek için iç savaş metotlarına başvurdu (Suriye). Ve dünya solunun geniş kesimleri bu ayaklanmaların neredeyse hepsine ya emperyalizmin komplosu olarak yaklaştı ya da “benim devrimci partimin olmadığı yerde zaten devrim olmaz” anlayışıyla kitle hareketini mahkûm etti.

Bugün gelinen noktada, Iraklı ve Kürt emekçilerin ekonomik taleplerinin siyasal ifadesini yaratabilecek devrimci bir önderliğin inşası çabası mücadelenin seyri bakımından belirleyici olacak. Öyle ki, bölgedeki mücadele sadece Irak ile sınırlı değil. İranlı emekçiler de geçtiğimiz Kasım ayından bu yana çok benzer taleplerle mücadelelerini sürdürüyorlar. Mücadelenin sonuçları bakımından belirleyici olacak olan ise, böylesi bir önderlik inşası çabasının bölgenin tüm emekçi halklarının mücadelesini antikapitalist, antiemperyalist ve enternasyonalist bir programda buluşturabilmesi olacak.