Tarihte bu ay: Sputnik, evrenin fethi çağını ilan etti

4 Ekim 1957’de, ilk yapay uydu olarak bilinen Sputnik-1 isimli Sovyet uzay aracı dünya yörüngesine oturdu. Bu, daha 40 sene önce Birinci Paylaşım Savaşı’ndan büyük yaralarla çıkmış, sanayileşmesini tamamlayamamış, nüfusunun çoğunluğu köylülerden oluşan ve ekonomik çevrimini kırlardaki üretim ilişkilerinden sağlayan yıkık bir imparatorluğun ardından ilan edilmiş bulunan ilk işçi devletinin, tarihindeki en parlak başarılarından biriydi.

Sadece 40 sene içinde, bürokratik bir kast tarafından yozlaştırılmış ve çarpıtılmış da olsa, sosyalist bir geçiş ekonomisinin planlı ve merkezi karakteri, çürümüş bir feodal rejimin artıklarının üzerinde kendi inanılmaz olanaklarını, bilimsel ve ilerici potansiyelini ilan etmişti. Kapitalizmin serbest piyasa basınçlarından ve kaosundan görece kurtarılmış bir planlı ve merkezi rasyonal ekonomik altyapının neler yapabileceği dünya kamuoyunun gözleri önüne serilince, Batılı emperyalist monopoller paniğe kapılmış ve ordularıyla, polisleriyle korudukları devlet bütçelerinin bir kısmını derhal uzay araştırmalarının yapılmasına ayırmaya karar vermişlerdi. Soğuk Savaş yıllarının Uzay Yarışı işte böyle başlayacaktı.

İnsanlığı uzaya götüren ilk araçları; ama daha da önemlisi insanlığın evreni keşfe ve fethe çıkabileceği yönündeki düşüncenin ilk somut karşılığını, Sovyet işçi sınıfı var etmiştir. Bu Ekim Devrimi’nin – daha sonra Stalinist bürokrasi tarafından yozlaştırılacak da olsa – yarattığı toplumsal örgütlenme tipinin, insanlığı yeniden bir ilerleme sarmalına nasıl sokabileceğini kanıtlıyordu. SSCB bu denemenin ardından uzaya ilk insanı, Yuri Gagarin’i de gönderecekti.

Sputnik’in (Rusça’da “uydu” demek) yörüngeye yerleşmesi, yalnızca simgesel anlamı olan bir eylem değildi. O, insanlığın kültürel ve bilimsel birikiminin, kapitalist zincirlerden kurtarıldığında neler yapabileceğini de ifade ediyordu: Evrenin fethi. Bugün yozlaşmış da olsa işçi devletlerinin var olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. İşçi rejimlerinin hepsi, onların başlarına çöreklenmiş Stalinist bürokrasi tarafından yıkıldı. Ancak yeni bilimsel keşiflerin olanağı önümüzde duruyor; onlara ulaşmak uğruna insanlık, sosyalist dünya devriminin yöntemlerine ve sonuçlarına ihtiyaç duyuyor.

Arjantinli işçi önderi Nahuel Moreno, 38 sene önce şöyle yazmıştı:

Günümüzde topraktaki enerji kaynaklarının tükenmesi ve insanlığın büyümesi kaçınılmaz olarak yeni enerji kaynaklarının fethini gerektirmektedir. En akılcı şekilde kullanılsa dahi gezegenin sağladığı enerji birkaç yüzyıl gibi kısa bir vadede kaçınılmaz olarak tükenecektir. Fakat insanlık evrende kendi emrine amade sınırsız bir enerji kaynağına sahiptir: Güneş enerjisi. Bu görev insanlığın ancak savaş fikrini ardında bırakıp sosyalizmin inşası aşamasına girdiği takdirde yüzleşebileceği gerçek bir zorluktur. Bazı insanların, (sömürücü sınıfların) diğer insanlar (sömürülen sınıflar) üzerinde uyguladığı zorunluluk ortadan kalkacak ve hem zaruri hem de insani bir zorunluluk olan evrenin fethi kabul görecektir. Proletaryaya önderlik ederek ancak Troçkizm insanlığın evrenin fethi aşamasına girmesini sağlayabilir, ki bunun anlamı da neredeyse ücretsiz ve nicelik olarak sınırsız bir enerji kaynağı elde etmek üzere güneş enerjisini toplayıp mikro enerji dalgaları aracılığıyla dünyaya yollayacak olan ve üzerinde en az dünyadaki kadar iyi bir yaşam kalitesinin olacağı yapay uyduların yaratılmasıdır. Troçkizm insanlığın gerçekleştirmiş olacağı en büyük sıçramanın olabilirliğini, evrenin sosyalizm tarafından fethini işaret etmektedir.