Tek Adam ittifakı çatırdıyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli birdenbire yerel seçimlerde AKP ile ortak aday çıkarma arayışlarına son verdiklerini ilan etti. Hemen ardından Tayyip Erdoğan da, “herkes kendi yoluna” diyerek Bahçeli’nin restini görmüş oldu. Bu gelişme Cumhur İttifakı’nın büyük kentler dahil pek çok yerde belediyeleri CHP-İYİ Parti ortaklaşmasına kaptırabileceğinin sinyalini veriyor.

MHP’nin AKP ile ortak aday ittifakına son vermesinin ardında, Brunson davası, af talebi, Danıştay’ın öğrenci andı meselesinde verdiği karar gibi sorunlarda Bahçeli ile Erdoğan arasındaki anlaşmazlıkların yattığı belirtiliyor. Ama bizce sorun daha derinlerde. Belediyeler işbaşındakiler için birer rant yuvası olduğundan, bu iki partinin yandaşları arasında kıyasıya bir çekişme var. Ekonomik krizin daha da derinleştiği ve giderek de derinleşeceği bir ortamda “Yağma Hasan’ın böreği”nin paylaşılması konusunda yandaş rantçılar arasındaki anlaşmazlıklar belediye seçimlerindeki “kombin” formülünü darmadağın etti.

Ama her iki parti de, mecliste ve yürütme düzeyinde, Cumhur İttifakı’nın bozulduğuna dair bir açıklamada bulunmadılar. Tam tersine bu ittifakın o düzeyde süreceğini belirttiler. Ne var ki, belediye seçimlerinden başlayan çatlağın büyümesi olasılığı da kuvvetli. Zira, Bahçeli’nin de belirttiği gibi, “Ankara, İstanbul gibi büyük kentlerin kaybedilmesi başkanlık rejiminin meşruiyetinin sorgulanmasını getirebilecektir”.

MHP ve AKP’nin belediye seçimlerinin bu anlamdaki öneminin farkında olmalarına karşılık, CHP ve HDP cephelerinde izlediğimiz gelişmeler onların yerel seçimlerin rejim üzerindeki etkisinin pek farkında olmadıklarına işaret ediyor. Bu iki parti (tabii İYİ Parti de) seçim stratejilerini tamamen rejim içindeki bir operasyon ekseninde kuruyorlar. Özellikle CHP seçimlere, bunu Tek Adam rejimine yönelik bir halk oylamasına dönüştürme çizgisinden uzak, tamamen belediyecilik sorunları üzerinde yoğunlaşan bir eksende hazırlanıyor. “Her kesimin oyunu toplayacak bir aday” bulma anlayışı da, baskı rejimini yok etmeye yönelik bir çalışmadan ziyade, belediye başkanlığını ele geçirme çabasından kaynaklanıyor.

Oysa bizce Mart 2018 seçimleri kimin belediye başkanı olacağından çok, Cumhurbaşkanlığı rejimine ve onun ürünü olan sosyal ve ekonomik krize ilişkin bir referandum niteliği taşımakta. Bu açıdan, belediye ve rant sorunlarını unutmadan, emekçilerin ekonomik, sosyal ve demokratik taleplerine öncelik tanıyan bir seçim hazırlığı gerekmektedir. Biz İşçi Demokrasisi Partisi olarak, hep dile getirdiğimiz talepler çerçevesinde ortak adaylar bulunmasından ve desteklenmesinden yana olan anlayışımızı ve çalışmamızı sürdürmekte kararlıyız.

* * *

“Kader kurbanlarına af” meselesinde MHP ile AKP arasındaki tartışma sürerken, CHP iktidar partisinin bu konudaki kararını bekliyordu. Neticede Erdoğan açıkladı: “Biz uyuşturucuları affeden bir iktidar olamayız” diyerek af sorununu uyuşturucu problemine bağladı. Bu onun demagoji kabiliyetine pek uygun bir buluş oldu! Ardından da, “devlete karşı işlenen suçları affedebiliriz, ama kişilere yönelik olanları affetme hakkımız yoktur” dedi.

Pek güzel… Tabii ardından hemen “acaba FETÖ’cüleri mi kastediyor”?” sorusu doğdu. Bilemiyoruz, olabilir. Ama Tek Adam’ın elbette kastetmediği kesimler var: hapishanelerdeki yüzlerce gazeteci, avukat, akademisyen, halk oyuyla seçilmiş belediye başkanları, öğrenciler, en doğal haklarını talep eden 3. Havalimanı işçileri… Toplantıya gelmedi diye görevden alınan 300’ü aşkın muhtarı bile soruşturmaya tabi tutan bir rejimin, uyuşturucu satanları ve kullananları bahane ederek demokratik hakları ayaklar altına alınması elbette ki emekçi halkın gözünden kaçmayacaktır.

Bu nedenle belediye seçimlerine bu tür demokratik sorunların dile getirilerek hazırlanılması büyük önem taşımaktadır.