Dış borcu reddetmek mümkün mü?

AKP tipi ekonomik büyümenin alamet-i farikası özelleştirmeler ve dış borç oldu. Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirme operasyonu ve dış borç alımı 16 yıllık AKP döneminde yapıldı. Erdoğan IMF’ye olan 23 milyar dolar borcun kapatılmasıyla övünüp dururken, 2002 yılındaki 130 milyar dolarlık toplam dış borç, yaklaşık 2.5 kat artarak bugün 460 milyar dolar seviyesine ulaştı. TL’deki muazzam değer kaybıyla birlikte, bu borcun çevrilebilmesi giderek daha fazla imkânsız hale gelmekte.

Dış borcun yaklaşık üçte ikisi özel sektöre ve üçte biri kamuya ait. Faizlerin düşük ve TL’nin görece değerli olduğu dönemde, şirketlerin dövizle olağanüstü borçlanması AKP hükümeti tarafından teşvik edildi ve bu paranın büyük bir kısmı inşaat, silah sanayii, enerji ve finans gibi sürdürülebilir olmayan alanlara harcandı. Şimdi, faizlerin ABD’de artırılmasıyla sıcak para bulmanın giderek zorlaştığı, faizlerin yükseldiği ve TL’nin dolar karşısında adeta çakıldığı bir dönemde şirketler birbiri ardına borçlarını yeniden yapılandırmaya çalışıyor veya iflas anlaşması (konkordato) talep ediyor.

Döviz borcu olan şirketlerin iflas etmesiyle birlikte, bu şirketlerin borçları devlet tarafından üstlenilecek ve bu borcun faturası emekçi halkın üzerine yıkılacak. “Yerli ve milli” olmakla övünen AKP hükümeti, şirketlerin borçlarının garantörlüğünü üstlenerek, uluslararası finans tekellerine borcun dakik olarak ödenmesinde tereddüt etmeyecek. Bu borcun alınmasından hiçbir fayda görmeyen emekçi halk, hiçbir sorumluluğu olmadığı halde, şirketlerin ve bankaların borçlarının devlet tarafından üstlenilmesiyle, kemer sıkma politikalarıyla ve sosyal kesintilerle borcun kefili haline gelecek.

Krizin ücretlerin erimesi, hayat pahalılığı gibi sonuçlarıyla şimdiden ağır bir şekilde yüzleşmeye başladık. Öte yandan, ücretsiz izinler, işten çıkarmalar, sosyal kesintiler gibi uygulamalar da hayata geçmeye başladı. Bununla birlikte, Brunson’ın salınmasının ardından doların küçük bir oranda düşmesinin ardından hükümet krizin sona erdiğini ilan etse de, gerçekte, krizin asıl ciddi sonuçlarıyla henüz yüzleşmedik. Borçlarını çeviremeyen şirketlerin iflasları ve ardından krizin finans ve kamu sektörüne yayılması sonucunda kitlesel işten çıkarma dalgasıyla ve ağır bütçe kesintileriyle yüzleşmemiz kaçınılmaz hale gelecek.

Bu durumu önlemenin ve krizin ağır faturasının emekçi halk üzerine yıkılmasını engellemenin tek gerçekçi yöntemi dış borçların ödenmesinin reddedilmesi ve dış ticarette devlet tekelinin kurulmasıdır. Emperyalist ülkelerin finans tekellerinin Türkiye gibi ekonomik olarak bağımlı ülkeleri yağmalamasının bir aracına dönüşmüş olan dış borcun emekçi halk için hiçbir bir meşruiyeti yoktur ve ödenmemelidir.

Dış borcun reddedilmesinin tarihte pek çok örneği bulunmakta. 19. ve 20. yüzyıl boyunca pek çok ülke meşru olmayan dış borçların ödenmesini reddetti. Bizzat ABD 19. yüzyılda 3 kez dış borçların ödenmesini reddetti. Rus, Çin ve Küba devrimlerinin ardından da dış borç ödemeleri sonlandırıldı. Yalnızca uluslararası finans tekellerinin çıkarlarına hizmet eden dış borç ödemeleri durdurulmalı ve kaynaklar emekçi halkın ekonomik ve sosyal ihtiyaçları için harcanmalıdır.