Emperyalizme bağımlılık artıyor

Cumhurbaşkanı’nın ve hükümet yetkililerinin her “yerli ve milli” ekonomiden söz edişlerinde insanın aklına bizim şöhretli futbol takımlarımız geliyor. Bir dolu yabancı adın arasında, acaba kaç tane “yerli ve milli” oyuncu var diye sormadan edemiyoruz. En “yerlisinde” bile bir elin parmak sayısını geçmiyor. Türkiye ekonomisi de öyle. Büyük oranda emperyalizme bağımlı.

Bunu nereden anlıyoruz? Basit, bunun için Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın yayınladığı “Dış Yükümlülük” rakamlarına bakmak yeterli. “Dış yükümlülük”, yabancıların doğrudan yatırım, hisse senedi, tahvil alımı, mevduat, özele ve kamuya verilen krediler aracılığıyla sahip olduğu servet demektir. Onların bu servetinin miktarı AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 147 milyar dolarken, bu rakam 2018 ortalarında 666 milyar dolara yükselmiş. Yani %350 oranında artmış!

Peki onların bu servetinin, bizim milli gelirimiz içindeki payı ne? 2017’de milli gelir 850 milyar dolar olmuş. Demek ki, yabancıların servetinin bizim milli gelirimiz içindeki payı %78. AKP hükümetlerinin sürekli yabancı sermayeyi Türkiye’ye davet etmelerinin sonucu işte bu korkunç rakam.

İktidarın “yerli ve milli” söylemiyle çelişen başka ekonomik veriler de var. Örneğin; Türkiye’de bankacılık sektörünün yüzde 47’si yabancıların elinde. Borsa İstanbul’da bu oran yüzde 65 düzeyinde. Türkiye’nin yabancı sermaye akımlarına bağımlılığı nedeniyle 2018’deki dış finansman kaynağı ihtiyacı, yaklaşık 210 milyar doları buluyor. Türkiye’nin toplam ithalatı 2017’de bir önceki yıla göre %17,9 artarak 234 milyar dolara ulaştı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında 129 milyar dolar olan Türkiye’nin brüt dış borç stoku, Eylül 2018’de ise 457 milyar dolara yükseldi. 2002 yılına göre artış %240 oldu.

Ne getiriyorlar, ne götürüyorlar?

Türkiye ekonomisi ağır biçimde dış yatırımlara bağlı duruma getirilmiş bir halde. Üstelik Cumhurbaşkanı yabancı çokuluslu şirket yöneticileriyle toplantılar yapıp, “Türkiye şu an yatırıma en uygun ülkedir” mesajları veriyor. Sanki emperyalist şirketlerin yatırımları ülkenin servetine servet katacakmış gibi.

Bunu anlamak için bu sayfadaki grafiğe bakmak yeterli. Kırmızı çizgi yabancı sermayenin ülkeye yaptığı dış yatırımları; mavi çizgi ise ülkeden alıp kendi ülkesine götürdüğü kâr ve faiz transferlerini gösteriyor. Örneğin, 2010 yılında dış yatırım 9,1 milyar dolar olmuş, ama aynı yıl 11,5 milyar doları kâr olarak alıp götürmüşler. 2016 yılında yatırdıkları ile götürdükleri hemen hemen aynı (13,3 milyar dolar). 2017 yılında ise 10,8 milyar dolar yatırım yapıp 15 milyar doları kâr olarak kendi merkezlerine transfer etmişler; yani yatırdıklarından 5 milyar dolar daha fazlasını götürmüşler. Şunu da unutmamak gerekir: Yabancı sermayenin buradaki yatırımları kendi mülkleri. Yani istedikleri an paralarını ya da mülklerini alıp kendi ülkelerine dönebilirler.

Öte yandan bizim hükümet yetkilileri bu yabancı yatırımların ülke kalkınmasına yarar sağladığını iddia ediyorlar. Ülke kalkınması ancak katma değer üreten sanayi dallarına yatırımla mümkün olur. Peki yabancı sermaye nerelere yatırım yapıyor? Örneğin 2017 yılında toplam 10,8 milyar dolarlık sermaye girişi olmuş. Bunun sadece 2,6 milyarı, yani dörtte biri sanayiye yönelmiş. 4,7 milyar hizmetler gibi katma değer üretmeyen alanlara yatırılmış, 4,6 milyar dolarla da gayrimenkuller satın alınmış, 1,87 milyar dolarlık sermaye de çekip gitmiş.

Bütün bu rakamlar, Türkiye ekonomisinin emperyalist çokuluslu şirketler tarafından işgal edilmekte olduğunu ve aynı zamanda onların bu yatırımları sonucunda biz işçilerin yarattığı değerleri alıp kendi ülkelerine götürdüklerini gösteriyor. Bu açık bir emperyalist sömürüdür ve Türkiye’yi emperyalizme daha bağımlı hale getirdiğinin göstergesidir.

Kim bunlar?

Yabancı yatırımcıların kim olduğunu da devletin yayınladığı verilerden anlayabiliyoruz. Bunlar yatırım miktarı sırasıyla Hollanda, İspanya, Avusturalya, Avusturya, İngiltere, Japonya, Belçika, ABD ve İtalya. Bu emperyalist ülkeler Türkiye’deki yatırımların %75’inden fazlasını oluşturuyor.

Örneğin bu şirketlerden bazıları şunlar: Hollanda: DSM Besin Maddeleri Ltd. Şti., IFF Aroma Esans Sanayi ve Ticaret A.Ş., Iscar Kesici Takım Ticareti ve İmalatı Ltd. Şti., Saybolt Gözetim ve Laboratuvar Hizmetleri A.Ş. İngiltere: Etol Aroma ve Baharat Gıda Ürünleri San. ve Tic. A.Ş., TI Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti., Vesuvius İstanbul San. ve Tic. A.Ş. İspanya: Garanti Bankası. İtalya: Senapa Stampa Ambalaj San. Ve Tic. A.Ş. Japonya: Bando Kayış Sanayi ve Ticaret (Türkiye) A.Ş., Mitsuba Teklas Turkey Otomotiv A.Ş. ABD: Adient Turkey Seating Otomotiv Ltd. Şti., Alp Havacılık San. ve Tic. A.Ş., Cimtas Boru İmalatları ve Tic. Ltd. Şti., Quad Plus Otomasyon Hizmetleri Ltd. Şti. Bunlar gibi 60 bin kadar şirket sayılabilir.

Emperyalist eşitsizlik

2017 yılında İngiliz yardım kuruluşu Oxfam, dünyada eşitsizliği hesapladığı raporunu yayımladı. Rapora göre dünya nüfusunun %1’ini oluşturan kapitalistler, dünyada üretilen zenginliğin %82’lik bölümüne sahipler. Yine rapora göre en yoksul %50’lik nüfusun gelirlerinde herhangi bir artış yok. Bugün itibariyle dünya nüfusunun yarısının serveti, sadece ve sadece 42 kişinin elinde.

İnsanlık tarihi ilk defa bu denli eşitsiz bir durumla karşı karşıya. Emperyalist sistemde fabrikalar, işyerleri, otoyollar, köprüler, ormanlar, dereler çokuluslu şirketlere satılır. Çokuluslu şirketler bütün bunları kendi çıkarları uyarınca kullanırlar ve talan ederler.

Emperyalist sistemde üretilen zenginlik paylaşılmaz, tek elde toplanır. Tekeller böyle oluşur. Zenginliğin miktarı arttıkça, onu elinde tutan insanların sayısı azalır.

Emperyalist sistemde çoğunluğun çalışarak kazandığını, azınlık çalışmadan sömürür. Zenginliği işçi sınıfı üretir ancak patronlar toplar.

Emperyalist sistemde güçlü çokuluslu şirketlere ve tekellere sahip olan devletler, diğer devletlerin halklarını sömürür, onların fabrikalarını ve geçim araçlarını satın alır ve keyfine göre kullanır. Türkiye, emperyalizm tarafından sömürülen ülkelere bir örnektir.

Bu sebeplerden dolayı emperyalizmin yıkılması şarttır yoksa o insanlığı açlığa ve yıkıma götürecektir. Emperyalizmin yıkılması için fabrikalar, işyerleri, otobanlar, köprüler ve diğerleri kamunun mülkiyetinde işçilerin yönetimde olmalıdır.

İşçi sınıfı ürettiği zenginliği, emperyalist ve yerli patronların yağmalamasına izin vermeden kendisi kontrol etmelidir.

Bağımlı ve yarı sömürge ülkelerin işçi sınıfları ancak ülke yönetimine geçtiklerini ilan ederek emperyalizmi ülkelerinden kovup, onu bağımsız kılabilirler. Çünkü emperyalizm, bütün burjuva hükümetlere kendisinin edindiği kârlardan rüşvetler vermektedir. Burjuva hükümetler ve partiler emperyalizm ile kol kola çalışırlar. Türkiye’de de bu bağımlılığa son vermemiz gerekiyor.