Haiti: Petrocaribe gelirlerindeki yolsuzluğa karşı kitlesel seferberlik

Haiti’de Petrocaribe fonlarında gerçekleşen yolsuzluklar karşısında bir süredir kitlesel seferberlikler gerçekleşmekte. Petrocaribe, Karayip ülkelerinin Venezuela’yla oluşturdukları bir petrol birliği. Haziran 2005’ten bu yana işlerliğini sürdüren birlik, Haiti gibi yoksul Karayip ülkelerinin piyasa değerinin altında petrol satın alımına olanak sağlamaktadır. Konuyla ilgili, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) militanı Simón Rodríguez’in makalesini paylaşıyoruz.

Haiti’de bağımsızlık kahramanı Dessalines’in suikastının yıldönümü olan 17 Ekim’de binlerce emekçi Petrocaribe fonundan yapılan gayrimeşru harcamaların hesabını sormak için sokaklara döküldü.

Küçük çaplı birçok protesto eylemi ve seferberlikler sonrasında 17 Ekim’de gerçekleşen ülke çapındaki bu kitlesel eylem şiddet kullanılarak bastırıldı ve Port-au-Prince’de başkanlık konvoyuna yol açmaya çalışan karşı güçlerin kalabalığa saldırması sonucu düzinelerce kişi yaralandı ve en az iki kişi hayatını kaybetti. Devlet başkanı Jovenel Moïse, Dessalines anıtı önünde anma konuşması yapmaya çalışırken protestocular tarafından taşlanınca konuşmasını bitirmeden kaçmak zorunda kaldı.

Protestolar 17 Ekim sonrasında da devam etti ve tarihsel öneme sahip bir başka gün olan 18 Kasım, yani Napolyon askerlerinin 1803’te Haiti devrimcileri tarafından yenilgiye uğratılmasının yıldönümü, bir sonraki kitlesel seferberlik günü ilan edildi. Zaferle sonuçlanan kölelik karşıtı ilk devrim olan Haiti devrimi hala güncel mücadeleler için yol gösterici olmaya devam ediyor.

Venezuela hükümetinin petrol ve yakıt alımını sübvanse ettiği Petrocaribe anlaşmasına 2006 yılında dahil olan Haiti Devleti’nin sözde gayesi anlaşmayı ülkedeki altyapı projelerini finanse etmek için kullanmaktı; ancak kamuoyundaki genel algı anlaşmanın büyük ulusal ve yabancı şirketleri kollayarak rüşvet ve yolsuzluğu beslediği yönündeydi. Her ne kadar sonuçları muğlak olsa da Petrocaribe fonlarının kullanımı ile ilgili bir meclis soruşturması yapıldı, ancak kamuoyu baskısı sonucu Senato geçen yılın Kasım ayında 2008-2016 döneminde harcanan yaklaşık iki milyar dolarla ilgili ikinci bir soruşturma başlatmak zorunda kaldı.

Haiti Devleti indirimli [piyasa değerinin altında] satın aldığı Venezuela petrolünün % 40’ını peşin ödüyor; geri kalan % 60’ı düşük faiz oranlarıyla borçlanıyor. Satın alınan petrolün büyük bir kısmını iç piyasada satılırken kalan fazlalıksa sözde altyapı projeleri için kullanılıyor. İç petrol satışından elde edilen gelirin yukarıda bahsi geçen yıllarda yaklaşık 3,8 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak Haitili yetkililer yerel para birimi üzerinden hem petrolün satın alma maliyetini hem de elde kalan petrolün kullanıldığı projelerin giderlerini fazladan faturalandırdılar. Bunu da çeşitli doğal afetler kapsamında yayınlanan acil durum bildirimlerinden yararlanarak çoğu hala tamamlanmamış olan projeler için normal yasal prosedürleri göz ardı ederek yapabildiler.

Bu yılın Ağustos ayında, Petrochallenge adı altında, katılımcıların üzerinde “Petrocaribe’nin parası nerede?” (Kote kòb Petwokaribe a?) yazan bir dövizle fotoğraflarını çekerek paylaştığı bir sosyal medya kampanyası başladı. Haiti diasporasında da geniş çapta yankı bulan kampanya hızla kitleselleşti. Kampanya kapsamında 24 Ağustos’ta Sayıştay’ın önünde yüksek katılımlı bir oturma eylemi gerçekleşti.

17 Ekim’deki seferberlik ise, IMF’nin petrol fiyatlarında yükselişi zorlayarak uyguladığı şok terapisini reddeden emekçi kitlelerin başbakan ve kabinesini istifaya zorladığı Temmuz ayındaki etkileyici protestolar sonrasında bize yeni bir politik durumun ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu protestolar sonucunda neredeyse düşme noktasına gelen iş adamı Moïse’nin hükümeti hayatta kalabildi ancak çok zayıfladı ki zaten göreve geldiği andan itibaren kırılgan bir hükümetti: Moïse, iki sahte seçimin ardından sağcı Tèt Kale partisinin bir diğer neferi Martelly’nin halefi olarak 2017 Şubat ayında iktidara geldi. Hem de 6 milyon kayıtlı seçmenin olduğu sonuncu seçimlerde aldığı toplam oy yarım milyonu geçmemesine rağmen.

22 Ekim tarihinde hükümet, yolsuzluk konusunun sadece yargı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan pozisyonunu değiştirdi: Kabine Başkanı (ve Martelly döneminin Maliye Bakanı) Laleau, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve adları Petrocaribe yolsuzlukları kapsamında en çok duyulan 16 danışman görevden alındı. Bu görevden alınmalar protestoları yatıştırmak şöyle dursun, aynı gece başkentin Bel Air semtinde gece Petrobizangó denilen ve ismini vudu kültüründen alan gece yürüyüşlerinin düzenlenmesini teşvik etti. Bu gelişmeler karşısında ne yapacağını bilemeyen iktidar partisi aynı hafta yolsuzluk karşıtı protesto gösterilerine katıldığını açıkladı. Kitleleri manipüle etmeyi hedefleyen bu hamle aslında hükümetin ne kadar çaresiz kaldığının bir göstergesi. Bu gelişmeler karşısında itibarını oldukça kaybeden patron muhalefetinin bazı liderleri de protestolara yakınlaşmaya çalışsalar da kitleler tarafından reddedilerek seferberliğin saflarından kovuldular.

Venezuela hükümetinin sorumluluğu

2004 ve 2014 yılları arasındaki on yıl Venezuela tarihinin petrol refahı açısından en verimli dönemi olarak kayıtlara geçti. Başkan Chávez bu durumdan yararlanmak amacıyla 2005 yılında Petrocaribe anlaşmasını ortaya attı. Anlaşma bölgesel entegrasyonu güçlendirmeyi ve petrol fiyatlarındaki önemli artışların petrol ithalatına bağımlı Karayip bölgesi ekonomileri üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmeyi amaçlıyordu. Venezuela’nın muhalif sağ kesim sektörleri Karayip ülkeleriyle ve özellikle Küba’yla ticareti ve Petrocaribe kapsamında tasarlanan kredi mekanizmalarını eleştirdi. Sol muhalefet ise Karayiplere yönelik dayanışmanın bu “ticari” karakterini hiç sorgulamadı, sadece anlaşma kapsamında patronaj dinamiklerinin yeniden üretilmesini ve Chavizm’in halkların kendi kurtuluş mücadelelerine fayda sağlayacak gerçek enternasyonalizmden giderek uzaklaştığının kanıtı olan bölgedeki gerici hükümetlere sağladığı siyasi ve ekonomik desteği eleştirdi.

Petrocaribe gelirleriyle ilgili artan yolsuzluk iddiaları karşısında Venezuela hükümeti, yolsuzluk ve suç ortaklığını belgeleyen kanıtların varlığına rağmen her seferinde sorgulanan Haitili yetkilileri ve makamları destekledi. Örneğin, 2015 yılında yapılan bir basın açıklamasında, o sırada PDV Caribe’nin başkanı (ve Chavez’in sağ kollarından biri olan) Bernardo Álvarez, 2012-2014 döneminde Petrocaribe fonlarının yönetiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ki bu dönem yapılan resmi soruşturmalara göre tam olarak en büyük usulsüzlüklerin gerçekleştiği döneme tekabül ediyor. Gene Venezuela’nın 2007 yılından 2015 yılı sonuna kadar Haiti büyükelçiliğini yapan Pedro A. Canino González, 2013 yılında Başkan Maduro’nun “Haiti hükümetinin Petrocaribe gelirlerini kullanım şeklinden çok memnun” olduğunu açıkladı. Daha yakın bir dönem olan 2015 yılının Haziran ayında ise, Martelly’nin Petrocaribe’nin 10. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirdiği Caracas ziyareti sırasında, Venezuelalı büyükelçi Haiti’nin fon harcamalarının “örnek teşkil ettiğini” ifade etti. Moïse Kasım 2017’de Venezuela’yı ziyaret etti ve Maduro ile ek bir ekonomik işbirliği anlaşması imzalayarak övgü topladı.

Burada unutulmaması gereken Haiti’de 2004 yılında ABD askerlerinin gerçekleştirdiği darbeden sonra yabancı askeri işgale dayanan bir oligarşik rejimin varlığını sürdürdüğüdür. 2004’ten günümüze ise işgal Brezilya, Arjantin, Ekvator ve Uruguay gibi “ilerici” hükümetler tarafından sağlanan Latin Amerikalı askeri birlikler kanalıyla devam ediyor. Bu hükümetler aynı zamanda MINUSTAH (Birleşmiş Milletler Haiti’de Barış Gücü Misyonu) ve onun küçük kapsamlı devamı MINUJUSTH (Birleşmiş Milletler Haiti’de Adalet Desteği Misyonu) için de temel asker kaynağını sağlıyorlar.

Haiti halkının mücadelesi ile acil dayanışma

Yirminci yüzyıl boyunca emperyalist yağma ve müdahalelerle ilişkili gelişen yapısal nedenlerin, tarımsal üretimini tahrip eden ve ithalata bağımlılığı artıran neoliberal reformların, diktatör ve demokratik burjuva hükümetlerin yönetimi altında süregelen yolsuzluk ve talanın neden olduğu ezici ekonomik koşullar, sübvanse edilen petrol arzının düşmesi ve uluslararası petrol fiyatlarındaki artışın etkisiyle giderek kötüleşiyor. 2016 yılından beri zaten yılda %14 civarında seyreden enflasyonu teşvik eden baskı artıyor. Temmuz ayında kitlesel seferberlik gazolinazo’yu (petrol fiyatlarındaki keskin artış) yendiyse bile, bu gelişmenin enflasyona ilk etkileri ekonomik durumun tamamen tersine ya da emekçilerin lehine dönmediğini gösteriyor. Milyonlarca Haitilinin en temel hizmetlere erişimi yok; ülkedeki sağlık sistemi çökmüş durumda ve birçok mahallenin su hattına erişimi yok ve tankerlerle suya erişimlerini sağlamaya çalışıyorlar.

Temmuz ayındaki protestolar ve mevcut mücadele süreci bu koşullarda yaşanıyor. Haiti’de yaşanan politik süreci Latin Amerika’da görünür kılmalı ve desteklemeliyiz; suçluların cezalandırılması ve usulsüzce el koyulan Petrocaribe gelirlerinin geri ödenerek emekçilerin acil ihtiyaçlarını karşılamada kullanılması taleplerini yükseltmeliyiz. Örneğin, Dominik Cumhuriyeti’nde yolsuzluğa ve cezasızlığa karşı ortaya çıkan Yeşil Yürüyüşler hareketi, Haiti’nin yolsuzluğa karşı verdiği mücadele ile dayanışma bağları kurabilir. Bir diğer önemli talep ise Venezuela hükümetini soruşturmalarla işbirliği yapmaya ve zimmete para geçirme konusunda olası sorumluları ifşa etmeye çağırmak olabilir. Haiti’de ülkenin gidişatını değiştirebilecek bir protesto dalgasıyla karşı karşıyayız.