İcrayı ertelemek işsiz kalmaya çözüm mü?

Şirket iflasları, konkordato ilanları, icra uygulamaları birbirini izliyor. Kriz bu kez teğet falan geçmiyor. Ekonominin kalbine saplanmış durumda ve her geçen gün daha derinlere işlemeye devam ediyor. İşyerleri yaygın tensikatlar yapıyor, iflas edip kapanıyor. İşçiler, “sıra ne zaman bize gelecek?” endişesiyle yaşamaya zorlanıyor. Kapitalizmin mantığı bu. Sermayeler arasındaki rekabet krizleri doğuruyor, bunun faturasını da işçiler, emekçiler ödüyor. Yoksullaşarak, işsiz kalarak.

İşçiler durumun farkında. Bazıları, hükümetin “vatan, millet” lafazanlığıyla krizin üstesinden geleceği hayalini kuruyorlar. Krizin sonuçlar ağırlaştıkça bu rüyalarından belki de uyanacaklar. Ama bazıları da “bir şeyler yapılmalı” diye düşünüyor. Ama bu noktada da bir hata işliyorlar: İşlerini korumanın yolunu, patronlarının ekonomik olarak ayakta kalmasında arıyorlar. Daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha fazla mesai yapmak, daha az ücret almak… Bunlara razı olabiliyorlar. İşverenlerinden kopamıyorlar. Oysa işverenlerin istediği de tam bu. İşçi kapitalist sistemi eleştirmesin, kölece çalışsın…

Bunun bir örneğini eylül ayı sonlarında Kocaeli’ndeki yüksek gerilim ürünleri üreten Elimsan fabrikasında yaşandı. Bu işyerinde ocak ayından beri tensikatlar yapılıyor ve işçiler de işyeri önünde direnişler düzenliyorlardı. 28 Eylül günü iki yıldan beri paralarını alamayan tedarikçi firmalar haciz işlemi için fabrikaya geliyorlar. İşçiler bu kez haciz memurlarının karşısına çıkıyorlar. Fabrikanın ortakları Suudi Arabistanlı. İşçiler haciz işlemini engellemeye çalışırken Suudi yöneticiler de borçlarını ödeyeceklerine “söz veriyorlar”. İcra görevlileri de firmaya beş-on gün süre tanıyor. İşçiler de sonucu alkışlıyorlar ve “Biz buradan ekmek yemeye devam edeceğiz. Gerekirse yemek yemeyecek fabrikamızı yaşatacağız. Batan geminin mallarını yağmalar şekilde buranın göz göre göre kapanmasına izin vermeyeceğiz. Ailelerimizle birlikte burada nöbetteyiz” diyorlar.

İşten atılmış olan 300 kadar işçi ve atılmayı bekleyenler böylece işlerini kurtarmış mı oluyorlar? Elbette hayır, sadece patronlarının paçayı kurtarmasına yardımcı olmuş oluyorlar. Ama bunun için işçileri eleştirmek veya suçlamak haksızlık olur. Sendikaların ve işçi örgütlerinin krize ve işsizliğe karşı bir mücadele planı olmadığı sürece elbette işçiler el yordamıyla, çoğu kez çaresizlik içinde bu tür nafile çözümler üretmeye çalışacaklardır.

Bir yıldan beri ekonomik daralmanın krize, krizin de iflaslara, işyeri kapatmalarına ve tensikatlara yol açacağını, bunun da yaygın işsizliğe neden olacağını söylüyorduk. İşte şimdi bunu yaşıyoruz. Pekiyi, buna bir çözüm var mı? Elbette var.

Önce: işçinin patrondan kopması, “patron yaşarsa ben de yaşarım” zihniyetini bir kenara fırlatıp atması gerekir. Çünkü krizi ve işçinin yoksulluğunu yaratan patronların sistemi ve onların hükümetleridir. İşçi, onların yarattığı krizin faturasını ödemeyi reddetmeli.

İkincisi: Pek çok patron, işçi çıkarmak için “kriz var, iş yok” iddiasından yararlanıyor. O zaman, sendikalıysak sendikacıyla, yoksa temsilcilerimizle birlikte işyerinin muhasebe bürosuna girmeli ve “açın defterleri bakalım, görelim hesapları” demeliyiz. Sahte iflaslar ancak böyle önlenir.

Ve üçüncüsü: Eğer gerçekten şirket iflasa sürükleniyorsa, derhal o şirketin devlet tarafından kamulaştırılarak işçilerin denetiminde üretime devamını sağlamayı hedeflemeliyiz.

Kısacası, icrayı engellemek gibi girişimler falan bir çözüm olmaz. Tensikatlara ve işyeri kapatmalarına karşı başka bir çözüm yolu bilen varsa söylesin, biz de öğrenmiş oluruz.