Tam yol ileri: İstikamet demokrasi!

Hükümetin, ekonomik krizle birlikte iyice ayyuka çıkan borçların finansmanı sorununu çözmek için özellikle Almanya ile yürüttüğü temaslar neticesinde kimi çevreler Türkiye’nin yeniden demokratikleşme rotasına döneceği yönünde beklentiye girmiş görünüyor.

Türkiye için tarih boyunca demokrasi, ülkenin uluslararası ekonomiye katılış biçimi başta olmak üzere bir dizi politik faktörden ötürü patronların çıkarına işleyen bir görüntüden ibaret oldu. Dönemsel olarak rejim içindeki çatışmalar, bilinen tabirle “vesayet” savaşları, demokrasi mücadelesi adı altında yürütülse de, Türkiye halkları hiçbir dönemde işçi ve emekçilerden yana bir demokratik düzende politik hayata katılamadı. AKP hükümetlerinin özellikle AB’ye üyelik süreci bağlamında yürüttükleri “demokratik” açılımların bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini yayınlarımızda çok kez dile getirmiştik. Keza, Türkiye için demokrasi mücadelesi kontrolsüz bir istikamet hattı olarak kalmaya devam etti.

Biraz daha açarsak, istikamet hattı denizcilik, havacılık, haritacılık ve genel anlamıyla askerlikte pusula açısı ile beraber verilir. Bu hat, bulunulan noktadan varılmak istenen hedefe çizilen bir doğruyu ifade ederken, pusula açısı arazinin arızalarından ötürü (dağlar, dereler, ormanlar,vb.) bir pusula yardımıyla düzenli olarak kontrol edilmezse her bir derecelik sapma hedeften 18 metreye yakın bir uzaklaşma anlamına gelir. Yani, kişinin elinde bir pusulası yoksa araziye çıkmadan önce koyduğu hedefe ulaşması hiçbir zaman mümkün olmaz.

Türkiye siyasal hayatında da demokrasi mücadelesi, pusulasız bir istikamet hattını ifade edegelmiştir. Özellikle bu mücadeleye öncülük ettiğini iddia eden siyasal yapıların pusulasız tutumları, olmadık ittifaklara ve bitmeyen bir hüsranlar silsislesine sebep olmuştur.

Erdoğan’ın Eylül ayı sonunda Almanya’ya gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yeniden başlayan “demokratikleşme” tartışmalarının temelsizliği bir tarafa,  belirsiz bir demokrasi hedefiyle mücadeleye atılan siyasal yapıların herhangi bir pusuladan yoksun tutumları, en genel anlamıyla başladığımız noktanın da gerisine düşmemize sebep oluyor.

AB tipi demokrasinin, patronlar için demokrasi demek olduğunu, sermayenin serbest dolaşımı ve emek gücünün giderek artan oranlarda sömürülmesi hedefini güttüğünü dile getirdiğimizde, bizi mücadeleyi baltalamakla suçlayanlar Türkiye’nin koşullarını yani araziyi hesaba katmadan hayali bir hedefe doğru sürükleniyorlar. İddia ediyoruz; Türkiye’de işçiden emekçiden yana bir demokratik sistemin tesis edilebilmesi için sosyal bir devrimden başka çıkar yol yoktur. Pusulasına bunu koymayanlar, işçi demokrasisi için mücadele etmeyenler, kaybetmeye mahkumdur.