Tariş’te sendikalaşma mücadelesi sürüyor…

Sendikalaştıkları için işten atılan TARİŞ işçilerinden Mahmut Mora, Murat Yılmaz ve DİSK Gıda-İş Ege Bölgesi Örgütlenme Sorumlusu Mazhar Uzbek ile fabrikadaki sendikalaşma mücadelesi ve direniş üzerine fabrika önünde gerçekleştirdiğimiz röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Merhaba, TARİŞ’teki süreci anlatabilir misiniz?

Mahmut Mora: Tariş Zeytinyağı fabrikasında yaklaşık 5 buçuk yıldır çalışıyorum. Temmuz ayından bu yana fabrikadaki bazı olumsuzluklara karşı sendikal bir faaliyet başlattık. Bu fabrikada asgari ücretle çalışan çok sayıda arkadaşımız var. Bu ücretlere yıllarca zam da yapılmadı. Çay molalarımız kaldırıldı. Kısacası, bir tarım kooperatifi olan TARİŞ işçilere karşı düşmanca tavır sergiliyordu. Bizim amacımız ise tamamen uzlaşmak ve iş barışından yanaydı. Anayasal hakkımız olan sendikaya bu niyetlerle üye olduk. Ancak  patronlar fabrikada herhangi bir örgütlü hareket olmasını istemediği için bizi işten çıkardı.

Bana, çalıştığım pozisyonda artık bana ihtiyaç kalmadığını söyledişer. Bu tamamen yalan. Son iki yılda yaklaşık 45-50 kişi kendi isteğiyle işi bıraktı. Aldıkları maaş tatminkâr düzeyde olmadığı için tazminatlarını alıp gitmek istediler. Biz ise, fabrikayı terk etmek yerine sorunlar karşısında örgütlü tavır sergilemeyi seçtik.

Mazhar Uzbek: Türkiye’deki asgari ücretin açlık sınırının altında olmasından kaynaklı olarak, işçi arkadaşlarımız geçim sıkıntısıyla karşı karşıya. Bunu ancak bir toplu sözleşme ile bertaraf edebiliriz. Arkadaşlarımız, sendikal örgütlülük süreçlerini tamamlamalarına rağmen, işveren işçilerin sandikal haklarını tanımamakta ısrarcı oldu ve bunun sonucunda örgütlenmenin başını çeken 7 arkadaşımız işten çıkarıldı. Eğer içeride bulunan sendikalı arkadaşlarımız dayanışmayı sürdürürlerse bu direnişi kazanacağımızı düşünüyoruz.  Ancak, işveren ve emniyet güçleri tarafından bunun gerçekleşmemesi için çok yoğun baskılar söz konusu. Mücadele bu açıdan zorlu geçiyor.

İçeride de baskılar hâlâ devam ediyor değil mi?

Murat Yılmaz: Evet, zaten 200 kişilik fabrikada 120 işçinin sendikaya üye olduğunu öğrenir öğrenmez, yönetim kurulu tarafından ikna odaları kuruldu. İşçiler tek tek odalara çağırılıp sendikadan istifaya zorlandılar. Eğer istifalar olmazsa işten atılacakları yönünde tehdit edildiler. Bu tehditlerin işe yaramadığını gören yönetim, hemen ücretlere zam yapmaya başladı. Ancak yönetim kurulu sendikayla yaptığı tüm görüşmelerde, bu fabrikada kesinlikle sendika istemediğini dile getirdi. Polis toplam 65 kişiyi gözaltına aldıktan sonra kamera görüntülerinin elinde olduğunu söyleyen yönetim bizi suç işlemekle, fabrikayı işgal etmekle suçladı. Buna dayanarak tekraren, sendikadan istifa etmediğimiz takdirde tazminatsız olarak işten atılacağımızı söylediler.

Fabrika içinde bize ve diğer arkadaşlarımıza yönelik baskılar sürüyor. İçeride çalışmakta olan arkadaşlarımızı sendikal faaliyet gerekçesiyle tazminatsız olarak işten atmakla tehdit ediyorlar. Bunlara istinaden biz de, polisin  baskısı ve patronların mobbingine karşı suç duyurusunda bulunduk. Hukuksal olarak hakkımızı sonuna kadar arayacağız.

Direniş nasıl başladı biraz anlatır mısınız?

Murat Yılmaz: Mesainin bitmesine 15 dakika kala bizi  tek tek (7 işçi) çağırdılar. Orada bize iş akdimizin feshi tebliğ edildi. İşten atıldığımızı öğrendiğimizde sendika üyesi işçi arkadaşlarımızla fabrikanın bahçesinde toplanmaya başladık. Servislere binmedik. İşten çıkarmaların devam edeceği yönünde söylentiler vardı. Yöneticilerden bir açıklama bekledik hep birlikte. Gece 11 sularında çevik kuvvet ve sivil ekipler fabrikayı işgal ettiğimizi iddia ederek,  yaptığımızın suç olduğunu ve bu eyleme son vermediğimiz takdirde gözaltına alınacağımız yönünde anons yaptılar.  Sendika temsilcilerimiz bizimle görüştü ve hepimiz toplu şekilde dışarı çıkmaya karar verdik. Kapının önüne çıktığımız anda, 65 kişi gözaltına alındı. Bunların arasında 50-55 yaşında kadınlar vardı. İlginç olan, gözaltına alındığımız günün ertesinde, Kooperatif Birlik Başkanı’nın DİSK’in Ege Bölge Başkanıyla bir randevusu vardı. Önceden belli olan bir görüşmenin hemen öncesinde yapılan bu saldırı açıkça planlıydı. Türkiye’de işler böyle yürüyor işte. Bize yapılan gözaltı işleminin tamamen hukuksuz olduğunu düşündüğümüz için suç duyurusunda da bulunduk.

Şu an itibariyle fabrikadaki sendikalı işçiler ikna odalarına çekilmeye devam ediliyor ve  istifa etmezlerse sonunuz dışarıdakiler gibi olur diyerek tehditlerini sürdürüyorlar. Bir yandan da fabrikanın içindeki sivil polisler hem psikolojik baskı oluşturmaya, hem de sendikalı işçilerin birliğini dağıtmaya çalışıyorlar.

TARİŞ yönetimiyle bu konuda bir görüşmeniz oldu mu?

Mazhar Uzbek: Evet, defalarca görüşme girişimimiz oldu. Eylem sırasında da bir temasımız oldu. Bu temaslarda hem işçilerden oluşan komitemize hem de sendikamıza, işçilerin taleplerini kesin olarak reddettiklerini açıkça dile getirdiler.  Biz de yasal haklarımızı savunmak için dava açtık. Açık bir ihlâl söz konusu olduğu için davanın işçilerin lehine sonuçlanacağını düşünüyoruz. Ancak,  Manisa’da Standart Profil dahil olmak üzere birçok fabrikada işveren bu tip cezalara çarptırıldı. Ancak, bu cezalar para cezasına çevrildiği için patronlar kârlarının çok küçük bir kısmından vazgeçerek bu cezalardan kurtulabiliyorlar. O durumda da işçinin  fiili mücadelesinden başka şansı kalmıyor. 3. Havalimanı, Flormar ve Cargill işçileri de benzer süreçlerden geçtiler. Bugün Türkiye’de birçok irili ufaklı direniş bu kapsamda ilerliyor. Kısacası,  Türkiye’deki ekonomik krizin faturası işçilere kesiliyor. Bu sebeple, sözkonusu faturayı reddetmekten ve mücadele etmekten başka şansımız yok.

Biz de Gazete Nisan olarak DİSK’in öncülüğünde krize karşı kurulan platformun bir bileşeni olarak mücadelenizi destekliyoruz.  Mücadelenizin diğer direnişlerle birleştirilmesinin, hem krize karşı ortak mücadele hattının örülebilmesi hem de mücadelelerin kazanımla sonuçlanabilmesi için çok önemli bir adım olacağını düşünüyoruz. Başarılar…