2018’in bedeli…

2018, iktidarın 2023 hayallerini yitirdiği yıl oldu.

Oysa Tek Adam rejimi 24 Haziran seçimlerinin lehine sonuçlanması ile birlikte yeni rejimin kurumsallaşması yolunda son adımı atmış, 2023 hedeflerinin gerçekleşmesi için en uygun koşulları yaratmıştı. Ancak fizik problemlerinde zaman zaman ihmal etmek mümkün olsa da, yaşamda hiçbir şey sürtünmesiz ortamda gerçekleşmiyor.

AKP’nin 16 yıllık iktidarı boyunca sürdürdüğü ekonomi politikaları, onu hedeflerine taşıyacağına inandığı büyüme modeli, son kertede 2023 iddiasının zeminini çürüten ana unsur oldu.

Türkiye’yi dünyanın 17. ekonomisi yapmakla övünen iktidar, bugün para birimi en çok değer kaybeden 2. ülke olmanın sonuçları ile yüzleşiyor. İşsizliği azaltmakla gururlanırken şimdi yeni konkordatoların önüne geçmeye çalışıyor. Enflasyonu düşürmekle böbürlenirken, yüzde 20’lerin üzerine çıkan enflasyon karşısında iradi tedbirlerle, zabıta gücüyle çözüm arıyor.

Sonuç olarak, 2018’i kaparken ekonominin öne çıkan göstergeleri: pahalılık, yüksek enflasyon, yüksek faizler, durgunluk ve gerileme.

Bu tablo aynı zamanda işçi ve emekçiler için 2018’in bedelini de ortaya koyuyor.

Zamlar sonucunda alım gücünde yüzde 50’ye varan kayıp… TÜİK verilerine göre yüzde 10,8; DİSK verilerine göre yüzde 18’e varan işsizlik… Sosyal haklarda kesintiler… Esnek ve güvencesiz çalışma sonucunda artan iş kazaları ve cinayetleri…

Özetle, krizin faturasının işçi sınıfına ve emekçi kesimlere ödetilmek istendiği açık şekilde ortada!

Ancak bu aynı zamanda işçi ve emekçilerin savunma hattını sıklaştırması anlamına da geliyor.

Kriz ile birlikte daha da fütursuzlaşan baskı ve saldırılar karşısında kadın ve erkek emekçiler çalışma koşullarını ve ücretlerini iyileştirmek için; güvenceli ve sendikalı çalışma haklarını korumak için direniyor. Rejimin tüm engellemelerine rağmen 2018 yılında bu açıdan kayda değer bir artış yaşandı. Flormar, BBS Metal, Cargill, Hema Maden, Süperpark, Real ve Makro/Uyum Market, Aygün Alüminyum, Aydın Belediyesi, 3. Havalimanı, Tariş, İZBAN gibi örnekler işçi sınıfındaki hoşnutsuzluğun açığa çıkmaya başladığına işaret ediyor.

Bu direnişler birbirlerinden yalıtık olarak gelişen ve savunma nitelikli direnişler olmakla beraber, sınıf mücadelesinin önümüzdeki dönem dinamikleri açısından önemli göstergeler sunuyor. Bu açıdan, 3. Havalimanı işçilerinin seferberliğinin iktidarı bu denli korkutması; direnişin devlet şiddeti ve gözaltılarla bastırılması tesadüf değil.

Neticede iktidar şunu çok iyi biliyor: Ekonomik krizin de Tek Adam rejiminin de geleceğini emekçilerin vereceği cevap belirleyecek. İktidarın mevcut kriz karşısında yönetmekte, yani inisiyatifi elde tutmakta zorlandığı aşikâr. İşçi direnişlerinin yaygınlaşması ve daha önemlisi bu eylemlerin krize karşı ortak talepler etrafında birleştirilmesi, bu inisiyatifi işçi sınıfının almasının önünü açabilir.

2018’in deneyimleri ve çıkarımları, 2019 için bir umut olabilir!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.