Ekonomik krize direnmenin gerçek yöntemi politik mücadeledir

Ekonominin bir “doğal” işleyişi vardır. Patronlar sanayiye veya hizmetler sektörüne yatırım yaparlar, işçi çalıştırarak artık değer, yani kâr elde ederler. Sonra o sektörlerde kâr var diye başka yatırımlar yapılır, böylece fiyat rekabeti başlar, patronların elde ettikleri kâr oranlarında bir düşüş olur ve ekonomi krize doğru sürüklenir. Patronlar kârlarını koruyabilmek için ücretlerde kısıntıya giderler, işçi çıkarırlar, bu arada bazı firmalar iflas edip batar, işsizlik daha da yaygınlaşır.

Buna kapitalist ekonominin “doğal” işleyişi dedik, ama bu süreçler bu kadar basit gerçekleşmez. Patron grupları, toplumsal artık değer pastasından daha fazla pay alabilmek için kendi aralarında rekabet ve mücadele ederler. Bu gruplar çeşitli patron partilerinde toplanıp devlet yönetiminde ağırlık kazanmaya çalışırlar. İhalelerden, kredilerden, kamu yatırımlarından en fazla yararlananın kendileri olması için işbaşında olmaya çalışırlar.

Devlet başta kendi yandaşları olmak üzere patronlara kredi açabilmek ve yeni iş imkânları yaratabilmek için ya para basar (ki bu paranın değerinin daha da düşmesine ve enflasyonun artmasına neden olur) ya da dışarıdan ve içeriden borç para alır, böylece devletin borçları faizleriyle birlikte yükselir. Onlara yardımcı olabilmek için ücretlerin en alt düzeylerde kalmasını sağlar. Sağlıktan, eğitimden, ulaşımdan kesintiler yaparak onlara para aktarır. Kamu borçlarını ödeyebilmek için dolaylı ve dolaysız vergileri ağırlaştırır. Bu arada tabii grevleri yasaklayabilir, sendikalaşmayı engeller, işçi ve emekçilerin protesto haklarını tanımaz, onların muhalif basınını, partilerini ve örgütlerini baskı altına alır. Tehditler savurur.

Yani devlet, patronları krizden kurtarabilmek için elindeki bütün politik araçları (hükümet, parlamento, güvenlik güçleri, mahkemeler vb.) seferber eder, kullanır. Böylece krizin faturasını çalışan sınıfların sırtına yükler. Yani devlet ve hükümet, kapitalist krize karşı politik tedbirler alır, kapitalist sömürü düzenini kurtarmaya çalışır. İktidardaki patron partilerinin başlıca görevi, ekonomik krizi politik uygulamalarla aşabilmektir.

O halde, işçi ve emekçilerin krizin faturasını ödememek için mücadeleleri de politik bir mücadele olmalıdır. Ekonomik sorunları düşünelim. Mesela ücretler. Kriz koşullarında ücretlerin korunabilmesi, birincisi asgari ücretin insanca yaşayacak düzeye yükseltilmesi; ikincisi ve daha da önemlisi, özellikle enflasyon koşullarında ücretlerin en azından üç ayda bir enflasyon oranında otomatik olarak yükseltilmesine bağlıdır. Hükümet bunu kabul etmeyecektir, o halde bizim mücadelemiz politik bir mücadeledir.

Veya işsizlik: İşsizliğin önlenebilmesi ve halledilmesi neye bağlıdır? Şuna: 1) İşten çıkarmalar yasaklanmalı; 2) İş saatleri ücretlerde bir değişiklik olmadan kısaltılmalı ve ek vardiyalar kurulmalı; 3) İflas eden veya kapatılan işyerleri devletçe kamulaştırılmalı ve faaliyetleri çalışanların denetiminde sürdürülmeli. Hükümet bunu da kabul etmeyecektir.

Veya zamlar, hayat pahalılığı: Bütün zamlar geri alınmalı. Veya dış borçlar: Dış borçları biz yapmadık, dolayısıyla ödenmesine karşıyız. Veya kredi ve para sistemi: Tüm bankalar tek devlet bankası altında toplanmalı, ihtiyaç sahibi işçi ve emekçilere faizsiz krediler sağlanmalı. Veya ekonomik faaliyetin yönü: İşçilerin ve emekçilerin lehine merkezi bir ekonomik plan uygulanmalı. Veya eğitim, sağlık ve ulaştırmadaki kesintiler: Bütün bu hizmetler kamu tarafından halka parasız olarak sunulmalı.

Hükümet elbette bu önlemleri ve talepleri kabul etmek istemeyecektir. Çünkü bu çözümler patronların değil, işçi ve emekçilerin yararınadır. O halde tüm emekçi sınıfların ekonomik kriz karşısındaki direnişleri politik niteliklidir, öyle olmalıdır. Yani ekonomik kriz koşullarında iki politika karşı karşıyadır: patronların, krizi emekçilerin sırtına yükleme politikası; ve buna karşı işçilerin ve emekçilerin direnişi. Bu direnişin politik nitelikli olduğunu, olması gerektiğini unutmadan krize ve onun üzerimize yıkılan sonuçlarına karşı mücadele etmeliyiz.

Eğer her grevi, her direnişi, her protestoyu politik bir düzlemde birleştirebilirsek kriz koşullarında patronların, onların partilerinin ve hükümetlerinin karşısında yenilmeme şansımız daha büyük olur.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.