Enflasyon yeniden canavara dönüşmek üzere

Enflasyon yeniden canavara dönüşmek üzere

Geçtiğimiz Ekim ayında enflasyon oranları açıklandı. Buna göre Ekim ayı içinde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) -yani ortalama tüketim maddelerinin genel fiyatları- bir önceki aya (Eylül) göre yüzde 2,67 arttı. Ocak ayından Ekim’e kadar artan enflasyon oranı ise yüzde 25,2 olarak açıklandı. Özetle, Ocak ayında cebimizde bulunan para, Ekim’de yüzde 25 değersizleşmiş. Bir başka ifadeyle, Ocak’ta yaptığımız market alışverişinde 100 TL karşılığında aldığımız ürünler için Ekim’de 125 TL vermemiz gerekmiş. Elbette bunlar resmi rakamlar. Enflasyon hesabı oldukça karışık olduğundan, hissedilen fiyat artışları her zaman daha fazla olmakta. Hava durumlarındaki gerçek sıcaklık ile hissedilen arasındaki fark gibi! Resmi enflasyon oranı yüzde 25 olsa da yılbaşından bu yana cebimizdeki parada yüzde 40 değersizleşme hissettiğimizi ve enflasyon canavarının yeniden hortladığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bir canavarın hortladığını öylesine söylemiyoruz. Son dört yıllık süreçte enflasyonun seyrini analiz ettiğimizde bazı şeylerin son aylarda rayından çıktığını görebiliriz. Ekim 2014’ten Ekim 2016’ya kadar enflasyon oranlarının son derece stabil olduğunu görürüz (%8-%9 bandında). Yine bu dönem içinde Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE), TÜFE’ye göre daha aşağıda olduğu görülebilir. (Aynı dönem içinde ÜFE oranları %5-%6 aralığında seyrediyor.)

Ekim 2016’dan itibaren ise ÜFE, TÜFE’den daha fazla artıyor. Kasım 2016 ile Aralık 2017 arasında ÜFE %15-%16 bandında, TÜFE ise %12-%13 aralığında seyrediyor. Üreticilerin tüketicilere göre daha fazla enflasyondan etkilenmelerini üretim maliyetleriyle açıklayabiliriz. Bunun için de elimizde kanıt var. Şöyle ki, ÜFE ile TÜFE’nin yer değiştirdiği döneme baktığımızda (Ekim 2016 ve sonrası) doların durumu şu şekilde bir değişim göstermiş: Eylül 2016 dolar kuru 2,95; Ocak 2017 dolar kuru 3,86. İşte bu büyük artış, maliyet enflasyonunu tetikledi. Çünkü ürettiğimiz çoğu ürünün ham maddesi ithal ediliyor. Sonuç olarak, kurdaki bu yükseliş hem sanayide hem de tarımda üretilen ürünlerde maliyetleri artırdı.

Bu yılın Ağustos ayında yaşanan kur şoku ile enflasyon 16 yıllık süreç içindeki en yüksek seviyelerine ulaştı. Yukarıda TÜFE’nın yıllık yüzde 25 olduğunu söylemiştik, ÜFE ise yıllık yüzde 45 oldu. ÜFE son iki yıldır TÜFE’den fazla artsa da aradaki makas hiç bu kadar açılmamıştı. Bu makasın kapanması gerek; ama ÜFE lehine kapanacağını söyleyelim. Yani TÜFE, ÜFE’ye yaklaşacaktır. Çünkü yaklaşmak zorunda ya da firmalar tek tek iflas bayrağını çekecekler.

Bu hızlı enflasyon artışı sonrası yaşanan talepteki daralma, hükümeti acil önlem almaya itti. Ama iktidar enflasyonun kaynağına gitmek yerine enflasyonun sonuçlarıyla ilgileniyor. “Enflasyonla topyekûn mücadele” adı altında sözde bir “mücadele” programı başlatıldı. Bir hafta içinde bu ifade, firmaların indirim kampanyalarının bir parçası haline geldi. Oysa enflasyon zorla indirilemez, eğer fiyatların düşmesi isteniyorsa hükümetin mevcut iktisadi politikalardan farklı bir yol izlemesi gerek.

Doların artmasının enflasyonu nasıl tetiklediğini yukarıda göstermeye çalıştık. Peki, döviz kuru ekonomimizi nasıl bu kadar etkiliyor? Türkiye gibi ekonomik büyümesini ithalata ve dış finans kanallarının açık olmasına bağlamış bir ülke için kurların bu denli etkisi, bu politikaların kötü birer sonucu. Bununla birlikte kurların yükselmesi cari ağımızın azalmasına sebep oluyor fakat ihracatın bile ithal girdiler olmadan yapılamadığı bir ekonomide, döviz kurlarının yükselmesiyle ithalatın azalması, ihracatın ise artması ekonominin nasıl darboğaza girdiğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla, cari açığın hızla azalmasını bu yılın son çeyreğinde bir durgunluk ya da küçülmenin geleceğinin habercisi olarak okumak gerekir. Ama döviz kurlarının yüksek düzeyde kalması ve kuru aşağı çekmek için artırılan faiz ile birlikte, döviz-faiz kıskacındaki Türkiye’yi durgunluk içinde enflasyona (stagflasyon) sürüklüyor. Bu cendereden çıkılması yüzeysel “mücadele kampanyalarıyla” değil, iktisadi politikalardaki köklü değişiklerle olabilir. Nedir o değişiklikler?

Her şeyden önce serbest kur ve serbest sermaye hareketlerinin denetim altına alınması gerekir. 450 milyar doları bulan dış borç Avrupa ve ABD’nin bankalarına gideceğinden bu borcun tek taraflı iptali gerekmektedir. Bu iptal emperyalizme olan bağımlılığımızı önemli oranda azaltacaktır. İşsizliğin önüne, 6 saat 4 vardiya sistemiyle ve işten atmaların yasaklanmasıyla geçilebilir. Tüm bunlardan sonra enflasyon kendiliğinden aşağı çekilecektir. Ekonomiye makro düzeyde bir arz ve talep dengesi getirebilmek için de ekonominin planlı ve merkezi işletilmesi gerekir. Ancak bu radikal çözümler bizi dış şoklara ve emperyalizmin saldırılarına karşı koruyabilir.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.