İZBAN’da grev kararlılıkla devam ediyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) ortaklığı ile işletilen toplu ulaşım ağı İzmir Banliyo Ağı’nda (İZBAN) toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde sonuç alınamaması üzerine 10 Aralık’ta greve çıkan işçilerin mücadelesi sürüyor.

Aliağa ile Selçuk arasındaki 40 istasyon ve 136 kilometrelik hat üzerinde hizmet veren İZBAN’da makinist, tekniker, teknisyen, istasyon operatörü, gişe çalışanı olarak çalışan 343 işçi insanca bir yaşam için yükselttikleri mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor. Türk-İş’e bağlı Demiryol-İş’in örgütlü olduğu işyerinde, sendika sosyal haklarla birlikte yüzde 34 zam talebinde bulunurken, İZBAN yönetimi, enflasyonun yüzde 20’yi aştığı bir dönemde, ortalama yüzde 19 zam teklifi önerdi.

Gazete Nisan olarak dayanışma ziyaretinde bulunduğumuz direnişte, Demiryol-İş İzmir Şube Başkanı Hüseyin Eryüz gazetemize şu açıklamalarda bulundu:

İZBAN yönetimi yüzde 22 oranında zam teklifinde bulunduğunu açıkladı ama bu açıklama yanlış. Bizim hesabımıza göre zam teklifleri yüzde 19.43 düzeyinde. Biz şirketin teklifini üyeye sorduğumuz için bize basiretsiz sendikacı diye suçlama yapıyorlar. Bizim üyemizin kabul etmediği bir teklife nasıl evet diyebiliriz? Şirketin yaptığı son teklif için oylama yaptık. 326 kişinin oy kullandığı oylamada yalnızca 6 kişi evet dedi, 320 kişi hayır dedi. Bu durumda biz bu sözleşmeyi onaylarsak, tabirimi mazur görün, işçiyi satmış oluruz.

Aziz Başkan bizim çifte standart yaptığımızı söylüyor. Buraya en yakın yerimiz metro, orada da ciddi sıkıntılarımız var. Eğer orada da doğru düzgün bir teklif sunmazlarsa, süre. Bu noktaya gelir. Orada da ‘basiretsiz sendikacılık’ yapıp oylama yapacağız. Biz aynı zamanda Bursa ve İstanbul metrosunda, TCDD’de örgütlüyüz. Oradaki ücretlerle burasını kıyaslamalı yönetim. O zaman aradaki farkı görecek.

Biz burada öncelikle ücretleri birbirine yakınlaştırmak istiyoruz. 3480 TL civarında makiniste net ücret istiyoruz. Buna sosyal haklar dahil. Gişeci arkadaşlarımız için net 2900 TL istiyoruz. Diğer ücretler bu oranların arasında. Yönetim bizim karşımıza brütlerle çıkıyor. Ama kusura bakmasınlar, biz bakkala gittiğimiz zaman brüt ücret karşılığında alışveriş yapmıyoruz. Biz hesap uzmanı değiliz ama çalışanlarımızın hakkını sonuna kadar savunma kabiliyetine sahibiz.

Ayrıca deniyor ki, şu anda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum ve şirketin yaşadığı ödeme güçlüğünden ötürü işçilerin fedakarlık yapması gerekiyor. Peki, şirketin mali durumunu biz mi finanse edeceğiz? Genel müdürlüklere talimat verdik, tasarruf tedbirleri çıkardık, deniyor. Bizim tasarruf yapabilmemiz için kenarda bir birikimimizin olması lazım. Bıraktım kenarda birikimi, bizim borç birikimimiz var. Buradaki çalışanların büyük çoğunluğunun en az 5 yılı ipotek altında. Geçinemedği için borç batağına sürüklenen vatandaştan tasarruf istemek, nasıl bir mantıktır, bilemiyorum.

Burada grev kırıcılığı yapılıyor”

Öte yandan, burası ilk kurulduğunda TCDD’den emekli makinistlerden bir kadro eğitmen olarak burada çalışmıştı. Bu arkadaşlarımızın işi azalınca bunları makine kullanmaya da verdiler. Bu artık normal bir hal almaya başladı. Ama 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunun 68. maddesi der ki, grevci işçilerin yerine taşeron çalıştırılamaz. Yani bu arada grev kırıcılığı yapılıyor. Zaten otobüslerle, dolmuşlarla yapılıyor, o ayrı bir konu. Ama burada doğrudan kurum içerisinden bu yapılıyor. Biz bunun durdurulması için İş Teftiş Kurulu’na başvurduk. Oradan müfettişler geldi. İnceleme sonucu henüz bitmedi. Buradaki sorun şu: İnceleme sonucunda Kurul’dan en fazla para cezası çıkabilir ve yönetim bunu zaten göze almış durumda. Dolayısıyla, grev kırıcılığına takoz koyacak bir uygulama. Biz bunun için Mahkemeye de başvurduk. O alanda da çabalarımız sürüyor.

Ayrıca stajyer öğrencileri çalıştırıp bakım yaptırmaya çalışıyorlar. Bunlar adı üstünde stajyer. Onların yapabileceği bakım ne kadar geçerli olur… İşçilerimizin uzmanlık dalı bu, ama stajyer işçinin kontrolü altında da olsa, öğrenciler büyük bir riske atılıyor. Bunun için okullarına da yazı yazdık. Öğrenciler risk altında çalıştırılıyor diye. Her attığımız adım karşısında işveren bize diş biliyor. Ama onlar rahatsız oluyor diye biz doğru bildiğimizden vazgeçmeyeceğiz.

Bu mücadele sadece İZBAN işçisinin mücadelesi değil. Bu mücadele Türkiye’de asgari ücretle geçinenlerin de mücadelesi. Asgari ücret örneği bizde de var. Biz asgari ücretin net 2800 TL olması için de burada mücadele ediyoruz. Ve destek bekliyoruz.”

Araç bakım personeli olarak 2010’dan beri çalışan grevci bir işçi ise şunları ifade etti:

Biz milletvekili maaşı istemiyoruz. Ben 9 senedir çalışıyorum, aldığım net ücret 1770 TL, sosyal haklarla beraber 2400 TL. İki çocuğum var, eşim çalışmıyor. 2400 lira asgari yaşam standartlarını karşılamayan bir ücret. Rakamlar ortada. 1000 TL kiram var. 4 kere pazara gidiyorum, 400 TL. Ev faturaları, ortalama 400 TL diyelim. Oğlum okula gidiyor. Ayda 120 TL kentkart yüklüyorum. 200 TL yemek parası veriyorum, devlet okulunda 10 TL vermesi gerekiyor yemek için. Gerisini siz düşünün… Buna mutfak masrafı dahil değil. Pirinci, ekmeği, peyniri… Soğan 6 TL. Kısacası biz insan gibi yaşamak için insanca yaşayabileceğimiz bir ücret istiyoruz. Buradan bütün herkesin bizi desteklemesini istiyoruz.”

İşyeri Baştemsilcisi, makinist Ahmet Güler ise şu noktalara dikkat çekti:

Ücretlerimiz gerçekten düşük. Taleplerimiz karşılanırsa ücretlerimiz ancak belli bir seviyeye ulaşacak. 8 yıldır bu taleplerimizi dile getiriyoruz. Her dönem aynı problemlere karşılaşıyoruz. Bu, 4. dönem toplu iş sözleşmemiz. Belediye başkanı bu meseleyi bir parti meselesiymiş gibi sunmaya çalışarak sendikaya yükleniyor. Böyle bir şey kesinlikle yok. Buradaki insanların da önemli bir kısmı O’nu seçen insanlar. Bu şekilde işçileri karşı karşıya getirme çalışmasını acizlik olarak görüyoruz. Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir partinin haklı taleplerimize bu tekpiyi göstermesi oldukça düşündürücü.”

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.