Son büyüme rakamları ne anlatıyor?

Bu yılın 3. Çeyrek büyüme rakamları açıklandı. Beklenildiği gibi ekonomik büyüme sert bir şekilde düştü. Seçimlerin hemen öncesine denk gelen 2. çeyrek büyüme oranı %5,3 idi. 3. çeyrekte (Temmuz-Ağustos-Eylül) ise bu oran %1,6’ya düştü. Bu rakam büyüme ibresinin hızla aşağı inişe geçtiğine işaret ediyor..

Bakan Albayrak’ın “en kötüsü geride kaldı” demecinin palavradan ibaret olduğu böylece kanıtlanmış oldu. Oysa ki biz, “her şey yeni başlıyor” demiştik. Perşembenin gelişi çarşambadan belli iken “enflasyonla mücadele” ve “yeni ekonomi politikası” gibi sözde önlemlerin ne kadar boş olduğu da tasdiklendi. Henüz içinde bulunduğumuz 4. çeyrek (Ekim, Kasım, Aralık) henüz verileri elimizde yok iken bile ibrenin daha da aşağı inmesiyle yılı bitireceğimiz kesin. Sözün özü, resmi olarak da Türkiye’nin ciddi bir stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) süreci içinde olduğu ilan edilmiş oldu.

%1,6 büyümenin detaylarına bakarsak, büyümenin ana gövdesini tarım ve hizmet sektörleri oluşturuyor. 3. çeyrek büyümeleri yaz mevsimine denk geldiği için bu çok normal. Tarım ve hizmet sırasıyla %1,9 ve %0,8 büyüdü. Fakat sanayi ve inşaat gibi ekonominin bel kemiğini oluşturan sektörler ise sırasıyla %1,8 ve %0,9 oranında küçüldü. Bu iki sektörün küçüleceği döviz kurunun hızlı yükselişiyle gelen büyük ithalat küçülmesiyle belliydi. Çünkü demir-çelik başta olmak üzere birçok hammadde ve teknoloji ithalatı olmadan bu iki sektör de Türkiye’de ayakta kalamaz. Son olarak yatırımlar bu dönemde %4 azaldı. Böylece faizlerin ve dövizin yükselişi, dış borç ve talebin daralmasından en çok finans sektörü etkilenerek -%21,7 oranında küçüldü. 4. çeyrekte ise son bu küçülme çok daha büyük olacaktır.

Ciddi ve gerçek bir ekonomik krizin başlarındayız. Ortaya çıkan bu büyük maliyetli faturanın işçi ve emekçilere kesileceği 2019 bütçesinden ve hükümetin açıklamalarından belli. Batan şirketlerin zararları devlet bankaları tarafından üstlenilirken büyük sermayedarların sermayelerinin yurt dışına kaçırmamaları için vergi borçları silinecek. Vergi yükü ve enflasyon ise emekçilerin sırtına giderek artan oranda yüklenmiş durumda.

Bu cendere içinde asgari ücret derhal vergiden muaf tutularak sendikaların belirleyeceği bir oranda yoksulluk sınırının üzerine çıkartılmalıdır. İşçi ve emekçilerin alım gücünün zayıflatılması talebin daralmasına dolayısıyla krizin derinleşmesine yol açıyor. Bu kapsamda enflasyon aylık olarak artarken emekçilere yıllık zam yapılması akıl dışıdır. Nasıl ki mal ve hizmetler yıl içinde enflasyon oranında artıyorsa ücretler de yıl içinde aynı oranda artırılmalıdır. Böylece toplumsal alım gücümüz düşmemiş olur.

Kriz ekonomik olsa da bunu çözecek şey siyasi olmak durumunda. Hükümet krizi çözmek yerine bunun faturasını işçilerin üzerine nasıl yıkarım, bankaları nasıl kurtarırım ve daha fazla nasıl borçlarımın planını yapmakta. Ancak, yukarıda da söylediğimiz gibi krizin daha başlangıç evresindeyiz ve hükümet 31 Mart yerel seçimlerini beklemekte. Hükümetin ve sermayedarların asıl saldırısı seçimden sonra başlayacak. Dolaylı ve dolaysız vergi artırımları, zamlar, işten çıkarmalar, ücret kesintileri, güvencesiz çalıştırmanın daha da yaygınlaştırılması gibi uygulamalar gündeme getirilecek.

Sendikaların bu plana karşı tavrı birleşik bir mücadele hattı ve genel greve hazırlanmak olmalıdır. Hükümetin emeğiyle geçinen kitlelere yönelik ekonomik, sosyal ve politik saldırı politikaları durdurulmadığı taktirde, zaten ekonomik durgunluk içinde enflasyonla (stagflasyon) debelenen Türkiye’nin önümüzdeki süreçte küçülme içinde enflasyona (slumpflasyon) doğru ilerlemesi kaçınılmaz olacaktır..

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.