Uyuşturucu sorunu ve ona karşı mücadele

Uyuşturucuya karşı mücadeleye dair hükümet son dönemde sert açıklamalar yapmakta. Sene başında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Okulun çevresinde bir uyuşturucu satıcısını gördüğümüz zaman, beni ne kadar kınarlarsa kınasınlar, ne kadar eleştirirlerse eleştirsinler o uyuşturucu satıcısının ayağını kırmaya polis görevlidir” diyerek uyuşturucu kullanımına ve ticaretine karşı sosyolojik, ekonomik ve bireysel sebeplerin ışığında bir mücadele “planları” olduğunu belirtmişti. Birkaç gün önce bu mücadelenin sonuçları yine bizzat Süleyman Soylu’nun ağzından paylaşıldı: “Bir tane okulun etrafında uyuşturucu satıcısı görün, istifa etmeyen Süleyman Soylu namerttir ve alçaktır.” Zaten Erdoğan da uyuşturucuya karşı mücadeleye dair yaptığı bir konuşmasında “Şu anda bizim yönetimimizde olan yerlerde asla böyle bir şey olamaz” diyerek başarılarını ilan etmişti. Biz şimdi daha fazla “bedava laf kalabalığı yapmayalım” ve istatistikleri de bu açıklamaların yanına ekleyelim.

Türkiye’de uyuşturucu kullanımına dair kapsamlı ilk anket çalışmaları 2002 yılında yapılmış, aradan geçen süreler boyunca ise yapılan çalışmalar hem kullanımının hem de üretiminin hızla artmakta olduğunu göstermiştir. Bu araştırmaları sistematikleştirmek için kurulan Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) giderek artan sonuçlardan sonra 2017 yılında hiçbir veri paylaşmamış ve bu sebeple 2018 Türkiye Uyuşturucu Raporu daha önceki senelerden farklı olarak sadece kolluk kuvvetlerinin raporları doğrultusunda hazırlanmak zorunda kalmıştır. Bu rapordaki verilere göre 2016 yılında toplam 81.222 uyuşturucu olayı görülürken 2017 yılında %45,87’lik bir artışla 118.482 olay meydana gelmiş bulunmakta.

Üzerinde durulması gereken bir başka nokta ise şu: 2011 yılında TUBİM tarafından yapılan genel nüfusta madde kullanımı araştırmasında varılan sonuçlar, 14-25 yaş arasında bulunmanın, erkek ve bekar olmanın, gelir düzeyinin 500 TL altında olmasının madde kullanım riskini artırdığını göstermekte. (Hatırlamakta fayda var, 2011’de asgari ücret net 629,96 TL, enflasyon oranı ise 10,45 idi.) 2013 senesinde yatarak tedavi gören hastaların %68,7’sinin ilkokul ya da ortaokul mezunu olduğu ve %66,1’inin de işsiz olduğu yine TUBİM verilerinde yer almaktadır. Bütün bu veriler iktidarın uyuşturucuya karşı mücadele konusunda bırakın başarılı olduğunu, bizzat uyguladıkları politikaların bir sonucu olarak uyuşturucu kullanımının ve ticaretinin yıllar içinde artış gösterdiğini gözler önüne seriyor. Yapılan birçok araştırma işsizliğin, eğitim seviyesindeki düşüşün, gelecek endişesinin, artan şiddet olaylarının madde kullanma riskini etkilediğini göstermektedir.

Uyuşturucu ticaretinden elde edilen kâr miktarının yıllık 200 milyar dolar olduğu ve yüksek kâr miktarı düşünüldüğünde, bu durum birçok bölgede çeteleşmeyi beraberinde getirmekte. Yoksulluğun ve devlet politikasının da etkisi ile bu çeteler özellikle işçi mahallelerinde faaliyet gösteriyor. Çetelere karşı mahallelerde başlayan mücadelelerin zaman zaman çatışma halini aldığına yakın geçmişimizde sıkça şahit olduk. Bu saldırıların bir tanesi en son Karadolap Mahallesi’nde yaşandı. Karadolap Spor Klübü’ne ateş açılarak mahalleliye ve uyuşturucuya karşı tavra bir gözdağı verilmek istendi. Bu gözdağına rağmen mahalleli, bir yürüyüş düzenleyerek çetelere karşı mücadeleyi sürdüreceğini gösterdi. Peki, bu mücadele nasıl olmalı?

Her şeyden önce meseleyi yalnızca çetelere karşı bir mücadele olarak görmemek gerekiyor; uyuşturucu kullanımına sebep olan yaşam koşullarını ve bu yoksul yaşama kimlerin çıkarları için katlandığımızı unutmadan mücadele etmek zorundayız. Bunun için bulunduğumuz mahalleler ve işyerlerinde kendi örgütlülüğümüzü kurmak ve mücadeleyi kurduğumuz bu örgütlülükle sürdürmek gerekli. Eğitimi niteliksizleştiren, işsizliği ve geleceksizliği yaratan sisteme karşı örgütlü mücadele vermedikçe içinde bulunduğumuz gerçek bataktan, kapitalizmden kurtulamayacağız. Ve bu batağın buhranında yalnız kalan insan için kaçış yollarından biri, uyuşturucuyla gerçekliği algılayış şeklini değiştirmek olmaya devam edecek.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.