Vaat pirinçti; evdeki bulgur bile tehlikede!

Türkiye’de işsizlik sürekli olarak yükseliyor. 2018 yılının Ocak ayında resmi işsiz sayısı 3,4 milyondu. Açıklanan son Eylül 2018 rakamına göre ise işsiz sayısı artarak 3,74 milyon oldu (%11,4). Kısacası resmi rakamlara göre 2018’in ilk dokuz ayında 340 bin kişi daha işsiz kaldı. Kriz bahanesiyle her gün yeni işten çıkarma haberleri gelmeye devam ediyor. Dolayısıyla 2018 yılını muhtemelen resmi rakamlara göre dahi 4 milyonun üzerinde işsiz sayısıyla tamamlayacağız. Tüm ekonomik göstergeler 2019 yılında krizin artarak devam edeceğini işaret ettiğine göre işsiz sayısının 5 milyonlara doğru çıkması sürpriz olmayacak. Tabii bunlar resmi rakamlar; gerçek işsiz sayısının 6 milyonu çoktan geçtiği ve 7 milyona doğru çıktığı işçi ve meslek örgütleri tarafından kamuoyuna açıklanıyor. Her dört gençten birinin işsiz olduğu (%21,6) ve kriz koşullarında kadın ve genç kadın işsizliğinin (%37,8) öncelikle ve hızla artıyor olması gerçeği durumun vahametini göstermesi açısından önemli.

Bu tablo açık ve net bir biçimde patronların, krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmekte olduğunu gösteriyor. İktidar ise işten çıkarmaları engellemek bir yana, grev ve direnişleri suç haline getiren uygulamalarla ve patronlara sağladığı yeni teşviklerle emekçi sınıflara yönelik saldırıları kolaylaştırıyor. Vergi teşviki alan patron! Sigorta prim desteği alan patron! Borcu silinen patron! Yeni kredi imkânı sunulan patron! İşsizlik fonu kendisine sermaye yapılan patron! Buna mukabil, işten çıkarılan işçi! Düşük ücretle çalışan işçi! Maaşı ödenmeyen işçi! İşsizlik fonundan doğru düzgün yararlanamayan işçi! Hak aramak için grev-direniş yapması suç sayılan işçi! Hakkını aramak için sendikalaşması engellenen işçi! Kısacası tablo net: Patron-iktidar işbirliğiyle fatura işçilere kesilmek isteniyor. Buna itiraz eden işçiye emekçiye de derhal “terörist”, “hain” yaftası yapıştırılıyor.

Tabii minareyi çalan kılıfını hazırlarmış. Lakin güneş balçıkla sıvanmaz. Her şey gün gibi ortada; pirinç vaat edenler işçiyi emekçiyi eldeki bulgurdan etme noktasına getirmiş durumda. Bir ülkenin, toplumun en önemli “beka sorunu” insanının insan gibi yaşamasıdır. Milyonların işsiz, yoksul, aç ve açıkta olduğu bir yerde daha hayati ve önemli bir sorun yoktur. Bu nedenle derhal işten atmalar yasaklanmalıdır! Mevcut işler tüm işçiler arasında 4 vardiya 6 saat düzeninde bölüştürülmelidir. İşsizlik fonu tüm işsizlerin kullanımına açılmalıdır. Sendikalaşma ve örgütlenme önündeki tüm siyasi, bürokratik engeller kaldırılmalıdır. İşçi sağlığı ve güvenliği, işyerinde işçi denetimleri yoluyla sağlanmalıdır.

Seçimler, kriz ve asgari ücret

Öncelikle mevcut kriz koşullarında, patronlar ve iktidar tarafından, faturanın işçi sınıfına ve emekçi yoksul kesimlere kesilmek istendiğinin açık olduğunu ifade ettik. İşsizliğin hızla artıyor oluşu, tüm temel gıda ve hizmet ürünlerinin aşırı pahalanması ve enflasyonun 2018 yılı başında yapılan ücret zam oranlarının en az iki katını çoktan aşmış olması bu gerçeğin kanıtları. Bununla birlikte faturanın kesilip bitmediğini, işten çıkarmadan hayat pahalılığına, zamlardan enflasyona işçinin emekçinin belini bükecek saldırıların 2019 yılında da devam edeceğini görebiliyoruz. Nitekim 2019 yılı bütçesi ve orta vadeli ekonomi programı adı konmamış bir IMF programı olarak sahne almış durumda.

Bu noktada 31 Mart yerel seçimleri iktidarın dizginsiz bir şekilde bu saldırı programını hayata geçirmesinin önünde bir engel olarak görülüyor. İktidar temsil ettiği patron kesimlerinin çıkarları ve beklentileri noktasında işçi-emekçi karşıtı saldırı programını olduğu gibi, açık açık devreye sokarsa 31 Mart’ta sandıkta bedelini ödeyeceğinden korkuyor. Bunun için iktidar hem saldırı programını uygulamak hem de sanki böyle yapmıyormuş gibi görünmek istiyor. Bunun bir yolu “beka” politikası. Lakin mevcut kriz koşullarında bu politikanın istenen ölçüde sonuç vereceği şüpheli görünüyor.

Geriye asgari ücret kalıyor. İktidar bu çerçevede, “kaşıkla ver kepçeyle al” yöntemiyle, asgari ücrete enflasyon oranı civarında zam yaptı. Böylesi bir durumda iktidarın özellikle 31 Mart seçimleri sonrası iğneden ipliğe yapacağı zamlarla, başta asgari ücret olmak üzere kamu çalışanlarına ve emeklilere yaptığı ücret zamlarını fazlasıyla geçersiz hale getireceğini öngörebiliriz. Ayrıca patronlara teşvike devam edeceğine kesin gözüyle bakabiliriz.

Tam da bu nedenle asgari ücretin en az yoksulluk sınırının üzerinde olması ve her ay enflasyon oranında arttırılması gerekiyor. İşçiler emekçiler ancak bu şekilde alım güçlerini koruyabilmiş olur. Bu nedenle talebimiz asgari ücretin en az yoksulluk sınırının üzerine çıkarılması ve gerçek enflasyon oranında düzenli olarak arttırılmasıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.